Türkler, göçebelik, tarih sevgisi ve demokrasi CUMHURİYET OLİGARşİSİ
------------------------------
Prof. Dr. Kemal H. Karpat
Türkler, göçebelik, tarih sevgisi ve demokrasi
Yıllar evvel çıkan Demirtaş Ceyhun’un (ilk olarak Mayıs 1992’de basılan ve Kasım 1993’e kadar on bir baskı yapan) ‘Ah ?u Biz ‘Kara Bıyıklı’ Türkler’
TÜRKLER HER YERDE TÜRK- Ben de yıllar evvel Batı Berlin’in ana caddelerinden birinin tam ortasında, şehrin sahibi gibi rahat hareket eden üç bayan
KİMLİğE BAğLILIK- Türk kimlik meselesi bilhassa saptırıldığı, varlığı inkâr edildiğinde bütün gücü ile ortaya çıktığını görürüz.. Bir kaç yıl evvel yayımlanan ve yüzlerce baskı yapan ‘Ah ?u Çılgın Türkler’ kitabına karşı duyulan ilginin kaynağı, bu özünü korumak kararı idi. Türkiye’de devamlı yaşayan, gazeteleri Türkçe okuyan yani bir Türk sosyo-politik ortamında yaşayan bir kimse için, kimlik konuları ilk bakışta önemli olmayabilir. Fakat kimlikleri inkâr edildiği, sorgulandığı veya aşağı görüldüğü zaman kimliğe bağlılık birden kendini gösteriverir. Bu kimlik siyasi veya dinsel değil, kişinin “özünü” ve aidiyetini ifade eden derin köklü bir kimliktir.
AMERİKALI FAKAT TÜRK PAPAZ- Kimlik konusu ile ilgili bir olayı halen çok iyi hatırlıyorum. Çok sene evvel Wisconsin Üniversitesi’nin Platville kampusunda yaptığım bir konuşmadan sonra yanıma bir papaz geldi. Her şeyiyle tam bir Amerikalıydı. Uzakça bir kasabada yaşadığını söyledikten sonra özel gayret göstererek geldiğini çünkü amacının bir Türk’ü tanımak “koklamak” olduğunu söyledi. Bu merakın kökenini sorduğumda papaz efendi “ben de Türk’üm” dedi. Sonra anlattı. Makedonyalı bir Türk ailenin çocuğu imiş. Çeteler anne ve babayı öldürmüş. Öksüz kalan altı yaşında bu çocuğu bir Bulgar ailesi evlat edinmiş sonra beraber ABD’ye göçmüşler. Aile çocuğu Hıristiyan olarak yetiştirmekle kalmamış onu papaz mektebinde okutmuş. Kendimi nedense farklı hissediyordum sonra Türk kökenli olduğunu öğrenince başkalığımın nedenini anladım dedi papaz efendi.
OSMANLI’DAN TÜRK BİLİNCİ’NE- Bunlar uzunca derin düşünülecek konulardır. İttihat ve Terakki devrinde yani imparatorluktan milli devlete geçişte Türklerin ne olduğu uzun uzadıya tartışılmıştır ki tartışmacıların arasında liberal olarak tanınan Prens Sabahaddin de vardı. Osmanlı devletinin kurucusu ve hâkimi görülen Türklerin bu kadar etnik ve din grubu içinde neden en gelişmemiş bir topluluk olarak kaldığı durmadan tartışılmıştır. Ziya Gökalp Osmanlı’yı hâkim sosyal bir sınıf olarak görmekle kalmamış bu sınıfın, Türklerin millet olarak bilinçlenmesini önlediğini ileri sürmüştür. Neticede devlet bir millet yaratmak yolunu aramış. Cumhuriyet akıl yolu ile günün ölçülerine en uygun düşen bir millet modeli çizmiştir. Toplumun tarihî hafızasını ve tecrübeleri yok saymıştır. Hâlbuki Osmanlı devletinin son elli yılında siyasi anlamda dili esas tutarak Osmanlı’nın kurduğu siyasi ve sosyal temeller üzerinde bir millet oluşmuş ve nihayet Milli Mücadele varlığını ilan etmiştir.
TÜRKLER TARİHİNE İLGİSİZ- Siyasi kimliğini kendi etnik ismini taşıyan bir devlet kurarak ilan eden Türklerin neden kendi tarihlerine karşı inanılmayacak kadar ilgisiz kalmaları hayret edilecek bir şeydir. Bir örnek vereyim. Kanuni Sultan Süleyman 1566 da bugün Macaristan da bulunan Zigetvar şehrinde vefat etmiştir. İç organları orada gömülmüş ve üzerine zamanında bir türbe yapılmıştır. Yıllar boyunca bu türbeyi kimse ziyaret etmemiş, bakmamış ve böylece türbe perişan olmuştur. Yani bu en ünlü Osmanlı Sultanı’nı hem selefler hem İslam tebaası unutmuş. Ancak 1912 yılında Budapeşte’de bir sefaret memuru mezarı keşfetmiş tamir ettirmiştir. Zigetvar’ı her ziyaretimde Türklerin buraya gelip gelmediklerini sorarım. Gelen yokmuş. Buna karşılık 18. yüzyılın başlarında Osmanlı devletine sığınan Ferenc Rakozy Tekirdağ’da yaşamış. Oradaki evi müze haline getirilmiş ve her sene otobüs dolusu Macarlar oraya gelip ziyaret ederler. Tanıdığım her Macar 1849-51 de Kütahya’da Louis Kossuth’un yaşadığı evi görmek isteğini söyler. Macarlar tarihe karşı olan sevgi ve bağlılıklarını Kanuni Süleyman’a karşı da göstermişlerdir. Zigetvar’ın yakınlarında Kanuni’nin karargâhı olan yerde ismi Zoltan (Sultan ) olan bir köy kurulmuş. Zigetvar müzesinin müdürü ile konuştum. Türkler yüz elli sene buralarda hüküm sürdü, haklarında ne düşünüyorsun diye sordum. Bizim dinimize kültürümüze yani bizim temel varlığımıza hürmet ettiler. Biz onu hatırlarız diye cevap verdi. Tarihe, kendi tarihimiz dahil tarihe karşı olan bu ilgisizliği yabancılar derhal fark ediyor, Gazetelerden gecen gün okudum. Gazetede Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi yöneticisi İtalyan asıllı Alessandra Ricci de “Türklerin tarihi koruma bilinci yok” demiş. Fakat bu topraklarda yasamış birçok Rum ve Ermeni nedense burayı unutamıyor. Nevşehir’in bir köyüne gittiğimde anlattılar. Mübadele ile Yunanistan’a göçürülen bir Rum her sene köye gelir birkaç gün orada kalır evinin etrafında dolaşır atalarının mezarlarını ziyaret ettikten sonra yeni güç aldım diyerek Yunanistan’a dönerlermiş. Doğu Anadolu’da doğmuş Ermenilerin çocukları, torunları her sene ABD’den turlar düzenleyerek atalarının yaşadığı yerleri görmek için Anadolu’ya gelmektedirler. Buna karşılık tarihi anlamak, atalarının yaşadığı yerleri görmek için Rumeli’yi ziyaret eden Türk yok gibi.
IRK’A BAğLI, TARİHİNE YABANCI-
OSMANLI’DA AYRICALIKSIZ TOPLUM-
AİDİYETSİZ HÂKİMİYET- Neticede Türk ismen ve kültür bakımından devlete hâkim (Avrupalı, Osmanlı devletine daime Türk, Araplar bile çok kez onu
CUMHURİYET OLİGARşİSİ- Cumhuriyet halkını, refahını, güvenini ve ilerlemesini ana hedef olarak almıştır. Devleti Türk millî devleti olarak ilan etmiş
BÜROKRATİK ORTA SINIF- Bundan sonra kendi varlığının devamını ve güvenini halkın refahında ve kalkınmasında gören bu orta sınıf halka daha da yaklaşarak çeşitli yollardan siyaseti etkilemek yollarını aramıştır ve bulmuştur. 2002 ve 2007 seçimleri bu yaklaşmanın sonucudur. Tüm bu gelişmelerin birçok siyasi, kültürel ve ekonomik yönleri vardır. Seçilen hükümetlerin toplum içinde oluşan bu köklü değişmeleri ne derecede anlayıp anlamadığını bir yana bırakarak yazıyı bir sonuca bağlamak istiyorum.
DEMOKRASİ VE HALK HÂKİMİYETİ- Demokrasi ayakta kaldıkça bu büyük sosyal siyasal değişmeler zamanla halkı hâkim vaziyete getirerek sonunda demokrasinin yarattığı ortamda kimlik, yurttaşlık, kültür, vatanseverlik gibi konuları kendi mecralarına sokarak doğmakta olan gerçek yeni Türkiye’nin temellerini daha da güçlendirecektir. Sonunda tarihe karşı duyulan ilgisizlik son bulacaktır çünkü geçmişle bugün arasında sağlam köprü kurulmuş olacaktır. Tarih bilmek ve o tarihi benimsemek ve bugüne bağlamak iki ayrı şeylerdir. Tarih bilgisi ve bilinci bir araya geldiği zaman Kanuni Süleyman’ın türbesini ziyaret etmek için Zigetvar’a turlar düzenlenecektir.
29.06.2008
tiesto mini mini
tiesto
http://www.zshare.net/audio/1221255688658482/
tiesto mini mini
"şimdi yeni şeyler söylemek lâzım"
"şimdi yeni şeyler söylemek lâzım"
"şimdi yeni şeyler söylemek lâzım"
"şimdi yeni şeyler söylemek lâzım"
"şimdi yeni şeyler söylemek lâzım"
"şimdi yeni şeyler söylemek lâzım"
"şimdi yeni şeyler söylemek lâzım"
Irak'ta İngilizleri nasıl yenmiştik?
| Irak'ta İngilizleri nasıl yenmiştik? |
Kutul Amare'de (Irak), Halil Paşa komutasındaki Türk ordusu İngilizleri yenmiş ve General Towshend başta olmak üzere 13 bin İngiliz askerini esir almıştı.
|
Bu büyük zafer, TRT için hazırlanan 13 bölümlük 'Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular' adlı belgeselle ekrana geliyor.
Irak cephesi komutanı ve Teşkilat-ı Mahsusa'nın ilk başkanı Süleyman Askeri'nin Şueybe ormanlarındaki harekâtı, Kutul Amare Zaferi ve hayatı
boyunca Türk dostu olan Irak'ın en büyük aşiret liderlerinden şeyh Uceymi Sadun Paşa'nın da anlatıldığı belgeselde, Osmanlı'nın Ortadoğu'dan çekilişi ele alınıyor.
İzleyiciyi yakın tarihin tozlu sayfalarında yolculuğa çıkaran belgeselde; Medine Müdafaası ve Fahrettin Paşa, Teşkilat-ı Mahsusa Reisi Kuşçubaşı
Eşref Bey'in Hayber'deki mücadelesi, Kudüs Müdafaası, Türk ordusunun Suriye, Lübnan ve Filistin'den çekilişi, Mısır'da kör edilen esir Türk
askerleri, Mehmet Akif Ersoy'un Mısır yılları, Libya'da Trablusgarp direnişi, Cezayir ve Tunus'taki Türk izleri ve İran'da Mirza Küçük Han'a Osmanlı
desteği ve Teşkilat-ı Mahsusa gerillası, Ömer Naci'nin İran'daki faaliyetleri, diğer bölümlerden bazıları yer alıyor Belgeselin bugünkü bölümünde
"Irak/Kutul Amare" ekrana geliyor. TRT 2 / 23.15 |
|
| 11 Kasım 2007, Pazar |
Galiyev'den Bir Hikaye
IZGIŞ ALMASI (İHTİLAF ELMASI)
Kazan Türkçe’sinden Aktaran: Mustafa Toker
Evvel zamanda Adem babamız Havva anamızla yaşamaya başlayınca Adem babamızı Allahü Teâlâ yanına çağırtır, ağaç saban, beş öküz ve bir kamçı vererek derki:
-Var dünyada toprağı sür. Neslin topraktan yiyecek almayı öğrensin.
Adem babamız Allahü Teâlâ’ya üç kere secde edip, şükreder ve evine döner.
Onu evde Havva anamız görkemli bir tavırla sevinerek bekler.
O Adem babamızı hazırlayarak uzak yola gönderir.
Adem babamız yer sürmek için uzağa, çok uzağa gitmesi gerektiğini düşünmüş.
Uykudan uyanan güneş ağaçların başlarını ışıklarıyla okşayarak yükseliyor...Geyikler, yırtıcı hayvanlar, ötüşen kuşlar, uzun kulaklı korkak tavşanlar, çiçekten çiçeğe konup duran tasasız kelebekler son derece mutlu, sükûnet bilmeyen böcekler, salyangozlar uyanıyor, hepsi de yaşamaya devam etmek arzusundalar...
Hepsi de diriliyor...Her tarafta hayat dalgaları çalkalanıyor...Tabiattaki bütün herşey bu sihirli ışık altında, sanki sonsuza kadar sürecek bir gençlik, hiç bitmeyecek bir dert hakkında konuşuyorlar gibi. Temiz samimi, tabii bir güleçlikle gök gülümsüyor. Büyük göl sabırlı bir şekilde parlayıp duruyor.
Adem yola çıkıyor...
Gide gide Havva anamızda, yurtları da çok uzakta kalıp, göl parıldayan bir nokta gibi görünmeye başlayınca, Adem aleyhisselam durup “acaba çok fazlamı sürmem gerekiyor” diye düşünmeye başlıyor.
Epeyce düşünür ve elinde olmadan gözlerinin önüne gelecek devirler gelir.
Adem aleyhisselam sabanına yapışır ve öküzlerini sürmeye kalkışır. Yerin bağrını yırtası gelmiyor gibi hisseder. Ot kökleri inleşip, ah-vahlarla kopuyorlar gibiydi. Ancak Adem durmuyor, ileri doğru gidiyor da gidiyor...Düşünceleri ise daha da uzakça geleceğe koşuyor...Gelecekte yaşayacak nesilleri düşünüyor.
Uzağa gittikçe onun zihni daha da aydınlaşıyor, gelecek çok daha parlak, çok daha açık bir şekilde gözünün önüne geliyor gibiydi.
İşte büyüyor, devamlı çoğalıyor Ademoğulları. Bütün yer yüzü boyunca dağılıyorlar. Onların hareketini yüce dağlar da, ulu ırmaklarda da sıkı ormanlar da durduramıyor. Onlar durmadan çoğalıyor, dağılıyorlar...Bir vakit geliyor o derece çoğalıyorlar ki, yiyecek şey yetmemeye başlıyor. O vakit Adem babanıza insanlar birbirini yiyorlar gibi görünmeye başlıyor. Onun yüreği sıkışıp derinden bir iç geçiriyor ve : “ Durun çocuklarım! Ben sizi açlıktan kurtarayım” diyerek bağırıyor. Öküzler Adem onlara bağırdı sanıp duruyorlar.
Adem kendine gelir. Baksa ki önünde yorgun öküzler duruyor. Güneş merhametsizce yakıyor. Onun teninden ırmak gibi ter akıyor. Arkasına dönüp bakıyor. Orada kara yılan gibi saban izi uzanıyor, sonu da görünmüyor.
Adem aleyhisselam öküzlerin koşumlarını çıkarır ve otlara yayılmaları için gönderir. Kendisi de yemek yemeye koyulur. Sonra yere yatar ve ağır uyku onun kirpiklerini yumdurur.
Adem şöyle bir düş görür: Onun nesli zenginlik ve mutluluk içinde yamaktaymış. Tüm yeryüzü bahçeler, çiçekli çimenlerle kaplanmış. Her taraf mutluluk padişahlığıymış.
Sıcaklık çökmeye başlayınca Adem uyanır. Öküzleri de yanına kadar gelmiş. Onlar “Adem’e hizmet etmelisiniz” şeklindeki Allahü Teâlânın fermanını hiç unutmazlar.
Adem sabanı sağlamlaştırıp öküzlerini çekerek geldiği tarafa doğru yönelir. İkinci bir tarafı sürerek gider. Önceki sürdüğü yerin başına varınca güneş batmaya başlar artık. Ademin sürdüğü ilk yer işte bu kadar uzundur...
Adem öküzleri serbest bırakır ve kendisi de Havva anamızın yanına döner. Yorulmuş bir halde ama memnun bir gönülle döner o Havva anamızın yanına. Havva anamız kapı önünde Adem aleyhisselamı beklemektedir. Gözlerinden sevinç ve mutluluk saçılır.
O vakitten beri Adem aleyhisselam her gün tarlaya gidip derin saban izleri açar duru.r.
Kırkıncı gün Allahü Teâlâ Cebrail’i yanına çağırır. Der ki: Ey dürüst meleğim! Ademin yanına var ve onu dene...Eğer yerin sahibinin sadece kendisi olduğunu kabul ediyorsa, eğer başkalarının sürmesine de izin vermiyorsa, hediye edilen bu yer insanlar arasında sonsuza kadar ihtilaf vesilesi olur. Ancak, Adem kibirlenmezse onun nesli güvenilir ve zengin bir hayat geçirir.”
Cebrail insan suretine girer, bir ağaç saban bulup öküzleri koşar ve Adem’in sürdüğü yeri sürmeye gider.
Adem aleyhisselam sabah erkenden sürdüğü yere gelince, öküz kovalama sesini duyar, şaşırıp kalır...”Acaba Allahü Teâlâ ikinci bir Adem daha mı yarattı?” diye düşünür.
Sürdüğü yerin ortalarına vardığında önde bir saban çeken adam olduğu görünür. O dosdoğru Adem aleyhisselama doğru gelir. Adem öküzlerini durdurur. “Söyle bakalım sen bana, kimsin ve niçin başkasının yerini sürüyorsun?” diye sorar Cebrail’e.
-Beni Allahü Teâlâ yarattı, diyerek gururlu bir cevap verir Cebrail. “Ve o beni yere indirdi. Ben çocuklarımın karnını doyurmak için yeri sürüyorum.”
Bu durum Adem aleyhisselamı kızdırır.
-Git burada, diyerek bağırır, “burası bana hediye edildi, ben burayı hiç kimseye vermem. Allahü Teâlâya git. O herşeyden üstündür. Sana başka bir taraftan yer verir.
Cebrail aleyhisselam “yerinin yarısını ver” diye yalvarırcasına ister. Ama Adem razı olmaz.
-“Hepsi de benim” der diğer kişiye.
Cebrail aleyhisselamın gözlerinden keder ve öfke kıvılcımları çıkmış. Kollarını göğe kaldırıp:
-Ey Allahım...Sen nasıl istiyorsan öyle olsun artık, demiş.
Bundan sonra çok zaman geçmiş...Çok sular akmış. Ama yeryüzü o zamandan başlayarak “Izgış alması” olarak kalmış. Halklar birbirleriyle savaşıyorlar, kardeş kardeşe el kaldırıyor, babalar oğullarına zehir içiriyor, oğulları da babalarına. Her yerde haddi hesabı olmayan kanlar oluk oluk akıyor ve hıçkıran yeri suluyor.
bu günde bir yerlerde, kanlı sisler ardından savaşlarda ölenlerin cesetleri üstünden uğursuz sesler işitiliyor gibi:
-Bana yer gerek, yer...
Ve bu kıyamete kadar böyle olacak.
IZGIŞ ALMASI (İHTİLAF ELMASI)
Sultan Galiyev, bir siyaset adamı, teorisyen, asker olduğu kadar kalemi güçlü bir edebiyatçıdır. Genç yaşlarında Rus yazarlarının hikaye ve romanlarını Kazan Türkçe’sine çevirmiştir. Onun gençliği Kazan Türklerinin yenilikçi edebi akımının doğup geliştiği yıllara rastlamaktadır. Bu yeni edebiyatın temsilcilerinden etkilenmiş ve o da şiirler, hikâyeler, nesirler yazmıştır. Siyasi kişiliği bu gün ülkemizde yeni yeni tanınmaya başlayan Sultan Galiyev’in edebi kişiliği üzerine henüz kalem oynatan olmamıştır. Sultan Galiyev çoğunluğu gazetelerde olmak üzere takma adlarla pek çok edebi eser yazmıştır. Kullandığı takma adlar; “Suhoy”, “On”, “M.S.”, “Karmaskalinets”, “Sın Naroda”, “Uçitel Tatarin” dir.
Sultan Galiyev’in kaleme almış olduğu edebi eserlerinin de bir an önce Türkiye Türkçe’sine aktarılması onun fikri dünyasının da daha iyi tanınmasına yardımcı olacaktır. Mustafa Toker tarafından Türkiye Türkçe’sine aktarılan “Izgış Alması (İhtilaf Elması)” adlı küçük hikâyesi 1914 yılının 8 Haziranında “Musulmanskaya Gazeta” da “Kölki Baş” imzası ile yayımlanmıştır. Kazan Türklerinin tanınmış tarihçilerinden Ildus Gıyzettullin aynı hikâyeyi “Miras” dergisinde 5(6) 1992 yılında “Tatar Legendası” başlığı altında yeniden yayımlamıştır. Mustafa Toker tarafından Türkiye Türkçesine aktarılan hikâye “Miras” dergisindeki yayınından alınmıştır. (Miras, Bötündönya Tatarlarının Aylık Edebi-Nefis hem Fenni-Popular milli Jurnalı, Sayı: 5(6), Kazan 1992)
TRT’de yakın tarih belgeseli
TRT’de yakın tarih belgeseli;
Irak’ta İngilizleri nasıl yenmiştik?
Birinci Dünya savaşında Çanakkale kadar önemli bir zafer daha kazanmıştık. Irak’ta Kutul Amare’de, Halil Paşa komutasındaki Türk ordusu İngilizleri yenmiş ve İngiliz ordu komutanı General Towshend başta olmak üzere 13 bin kişilik İngiliz askerini esir almıştı.
Fazla bilinmeyen bu büyük zafer, TRT için hazırlanan bir belgeselle ekranlara geliyor.
Irak cephesi komutanı ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk başkanı Süleyman Askeri’nin Şueybe ormanlarındaki harekatı, Kutul Amare zaferi ve hayatı boyunca Türk dostu olan Irak’ın en büyük aşiret liderlerinden şeyh Uceymi Sadun Paşa’nın da anlatıldığı belgesel, 11 kasım Pazar akşamı TRT 2 ekranlarında yayına girecek.
Sencer Film tarafından hazırlanan “Yakın tarihin izinde anılar ve duygular” isimli 13 bölümlük belgesel program Osmanlı’nın Ortadoğu’dan çekiliş öykülerini anlatıyor.
Programın diğer bölümlerinde her biri ilk defa bir belgesel konusu olarak ele alınan yakın tarihimizin çok önemli sayfaları anatılıyor. Medine Müdafaası ve Fahrettin paşa, Teşkilat-ı Mahsusa reisi Kuşçubaşı Eşref Bey’in Hayber’deki mücadelesi, Türk ordusunun Kudüs müdafaası, Ürdün’de Mustafa Kemal’in kendisini misafir eden Mahmud Humud’a hediye ettiği koldüğmeleri, Türk ordusunun Suriye, Lübnan ve Filistinden çekilişi, Mısır’da kör edilen esir Türk askerleri, Mehmet Akif Ersoy’un Mısır yılları, Yemende Türkler, Sudan ve zenci Musa’nın öyküsü, Libya’da Trablusgarp direnişi, Cezayir ve Tunus’taki Türk izleri ve İran’da Mirza Küçük Han’a Osmanlı desteği ve Teşkilat-ı Mahsusa gerillası Ömer Naci’nin İran’daki faaliyetleri, diğer bölümlerin konuları arasında.
Süleyman Askeri Şeyh Uceymi Sadun Paşa
Ahmet Özcan, Dr. Ramazan Yıldırım ve Selim Aytekin yönetiminde bir yıllık hazırlık süresiyle ve yüzlerce kitap ve arşiv kaynaklarından faydalanılarak hazırlanan belgeselde, Prof. Ekmelettin İhsanoğlu, Prof. Ahmet Davutoğlu Prof. Mim Kemal Öke, Prof. Ahmet Kavas, Prof. Ali Fuat Bilkan Doç.Nesime Ceyhan, Doç. Ömer Osman Umar, Dr. Mehmet Niyazi Özdemir ve Orhan Koloğlu gibi uzman isimlerle, 13 ülkeden tarihçi ve akademisyenle, Fahrettin Paşa, Uceymi Sadun Paşa gibi dönemim önemli kahraman isimlerinin yaşayan yakınlarıyla tarihe ışık tutan söyleşiler de yer alıyor.
“Yakın tarihin izinde/ anılar ve duygular” belgeseli, Osmanlı-Türk ordularının 1. Dünya savaşında Ortadoğu’dan çekilirken kaybettiğimiz yüzbinlerce şehidimizin aziz hatıralarını, şehit düştükleri topraklarda bize bıraktıkları mirası anlatıyor.
Bu önemli belgeselin ilk bölümü
“Irak/Kutül Amare” , Pazar akşamı 23:15’te TRT 2 ekranlarında…
hayret youtube yok herşey var bu yok!!!
Tarih ortak, izler aynı
Ortadoğu ile Türkiye'nin tarihsel, duygusal ve sosyal bağlarını konu edinen 13 bölümlük yeni bir belgesel başlıyor. Yapımın ilk bölümünde Irak var
Ortadoğu ile Türkiye'nin tarihsel, duygusal ve sosyal bağları son dönemde sıklıkla tartışılan konular arasında yer alıyor. TRT böyle bir dönemde 13 ülkede 13 temel öykü etrafında dostluk, dayanışma, Türkiye sevgisi ve pek çok bağı konu edinen yeni bir belgeseli izleyiciyle buluşturuyor. Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular adlı yapımda, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinde, Osmanlı'ya ait bölge coğrafyasında, Anadolu gençlerinin verdiği mücadelenin izleri keşfedilerek bu mücadeleden kalan dostluk ve dayanışma öykülerine yer veriliyor. Osmanlı'dan kopan ülkelerde halen yaşayan ya da aile geleneği içerisinde aktarılarak bu güne kadar gelen o döneme ait izler ve hatıralar gündeme getiriliyor. Belgeselin ilk bölümünde, Safiye Ayla'nın eşi Şerif Muhittin Targan'ın ailesi ekseninde 1. Dünya Savaşı ve sonrasında Türk- Irak dostluk öyküleri anlatılıyor. Türkülerimize, atasözlerimize ve deyimlerimize konu olacak kadar bizden olan Bağdat, Musul ve Kerkük'ün Birinci Dünya Savaşı'na tanıklık yapmış hala dimdik ayakta duran hatıraları ekrana taşınıyor. Belgeselde ayrıca Türkiye ile ortaklık kurma girişimleri için Ankara'ya gelme hazırlığındaki bir başbakanın devrilmesi ve idamı da ele alınıyor.
TRT 2 / 23.15
ÇALTI KÖYÜNÜN TARİHİ
Kütahya Kütahya Cami ve Mescitleri
Kütahya Kütahya Cami ve Mescitleri
Ulu Cami (Merkez)
Kütahya,
Gazi Kemal Mahallesi’nde, Ulu Cami Caddesi ile Gediz Caddesi arasında
bulunan Ulu Cami, XIV.yüzyılın sonlarında yapılmıştır. Yapımına
Yıldırım Beyazıt tarafından başlanmış, Çelebi Mehmet tarafından da
1411’de tamamlanmıştır. XIV. yüzyıl sonundan XX.yüzyıl başına kadar
çeşitli onarımlar geçirmiş ve bugünkü durumunu XX. yüzyılın başında
almıştır. Evliya Çelebi, caminin Kanuni Sultan Süleyman döneminde
(1520-1566) Mimar Sinan tarafından onarıldığını belirtmiştir. Kanuni
sultan Süleyman Rodos (1522-1523) ve Irakeyn (1534-1535) seferlerine
katılmadan önce bir süre Kütahya’da kalmıştır. Caminin yenilenmesini
mimar Sinan’dan bu sırada istemiş olması mümkündür.
Kütahya’nın
en büyük camilerinden olup, 45.00x25.00 m.lik bir alana yayılmıştır.
Şehrin en geniş iç mekânına sahip olan cami avlusuzdur. Bugünkü
konumuyla iki kubbe ve altı yarım kubbe ile bu kubbeler
desteklenmektedir. İbadet mekânı dikdörtgen planlıdır. Kuzey yönünde
beş bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Caminin çevresindeki hazire XX.
yüzyılın sonlarına doğru kaldırılmıştır. Yapımında kesme taş
kullanılmış, kubbelerin saçakları altına tuğlalar yerleştirilmiştir.
Cami
bugünkü kubbeli durumunu XIX.yüzyılın sonunda almıştır. Batısındaki bir
bölüm XIX. yüzyıl sonunda örülmüş ve Vahit Paşa Kütüphanesi olarak
kullanılmıştır. Kütüphanenin kapısı üzerine kitabe yerleştirilmiştir:
“Kâmus-ı ilm û irfân sabık reis-i zişân
Yani vâhid-i devrân allâme-i zemâne
Misbâh-ı din û Devlet müşkât-ı bezm-i Re’fet
Zav’i serac-ı himmet bir fazıl-ı yegâne
Muhtârı âkılânın burhân-ı fâzılânın
Mirsâd-ı vâsılanın her tavrı âkilâne
Kıldı o zat-ı Vâlâ dârü’l-kitâb inşa
Koydu fünun-ı Şeti lütfetti tâlibâne
Tahrir olundu aynı nazmü’l-lü’l tarih
Cud-i Vahid Efendi yaptı Kitabhanân
Sene 1227 (1812).”
Minaresi
Kuzey, doğu ve batı yönünde caminin üç girişi bulunmaktadır. Kuzeydoğu
dış köşesinde çıkıntılı olarak yer almaktadır. Minare kapısı üzerinde
kitabesi bulunmaktadır:
“Bu binayı göricek dedi Subhi tarih
Cami-i Yıldırıma kıldı minare Mahmud 961 (1554)”.
Son
cemaat yeri XIX.yüzyılda camekânlarla kapatılmıştır. Son cemaat yerinin
orta bölümü tromplara oturtulmuş bir kubbe ile örtülüdür. Yan bölümler
birbirinin eşi olmayan tekne tonozlarla örtülüdür. Bu bölümün batı
kenarı duvarla ayrılmış ve kütüphane meydana getirilmiştir. Portal
dışarıya taşkın olup üzerine onarım kitabeleri yerleştirilmiştir.
“Zehi valâ Ulu Cami ki Sultan Yıldırım Han’ın
Bula ruhi mesubat beka ül hayırdan te’sir
Mürur-ı vaktile muhtaç iken tamir ü termime
Görüp ikmalini şimdi cemaat aldılar tekbir
Duaya bir eser babında Ragıp yazdı tarihin
Hele oldu Ulu Cami Kemal-i hüsn ile tamir
Sene 1223 (1808-1809)”.
Bu kitabenin üzerine XIX. yüzyılda yapılan onarımlardan söz eden bir başka kitabe daha bulunmaktadır:
”İşbu Kütahya camiin beşyüz sene evvel bina etmiş idi
Cennetmekân Sultan Gazi Bayezid
Bin iki yüz yirmi iki sâlinde Sultan Mustafa kılmış
liveçhillah atâ tamirine nakd-ı mezid
Amma ki olmuş idi sakf û cidarı rahneder
Te’yid_i bünyana lüzum oldu bu esnada bedid
Emr eyledi ihyasın ol mabed-i pâkin heman
Abdülhamid Han kim anın âsarı bin adid
Mermer sütun üzre olub takı kubâb ile refi
Virdi tenasüb va’zına Hakkâ ki bu tarz-ı cedid
Hak bani-i zişanın eyyam-ı ömr û şevketin
Etsün tâ yevmü’l kıyam taht-ı hilafetde medid
Vali iken yazdı Celâl tarih-i cevher darını
Kubbuli kıldı mabedi tecdid Han Abdülhamid
1330 (1891-1892)”.
Bu
kitabelerden de anlaşılacağı gibi, 1808-1809 onarımından sonra
XIX.yüzyılın sonunda yapının yeniden onarılarak üst örtüsünün kubbeli
yapıldığı anlaşılmaktadır.
Portal kütlevi görünümde olup sivri
kemerli derin bir niş şeklindedir. Kapının üzerinde Kütahya’nın önemli
camilerinde görülen saraçlı keçe veya kilim kapı örtülerinden kitabeli
olanı buraya konulmuştur.
Bu giriş yakınındaki Vacidiye
Medresesi portaline benzemektedir. İbadet mekanı iki sıra halinde üçer
sütun ile üç sahna ayrılmıştır. Girişin ekseninde iki kubbe birbirini
izlemektedir. Kubbelerin dışında kalan bölümler karşılıklı ikişer elips
şeklinde yarım kubbeler ve mihrap yarım kubbesinin yanında da ikişer
küçük kubbe bulunmaktadır. Bu üst örtü sisteminde sütunlar birbirlerine
kemerlerle bağlanmış, ayrıca duvarlardaki çıkmalara da bağlanmışlardır.
İbadet mekânı altlı üstlü iki sıra halinde pencerelerle
aydınlatılmıştır.
Mihrap
dışa doğru çıkıntılıdır. Bu bölüm kalın sivri bir kemerle ana mekândan
ayrılmıştır. Derinliği ve genişliği fazla olmamakla beraber ibadet
mekânından ayrı düşünüldüğü açıkça görülmektedir. Mihrabın eski yapının
izlerini taşıdığı görülmekle beraber yenilendiği de açıkça
örülmektedir. XIX.yüzyılın özelliklerini yansıtan üçgen alınlık ve
çevresindeki bezeme geç döneme işaret etmektedir. İçerisi koyu ve açık
yeşil, kırmızı, sarı renklerde perde motifi burada da tekrarlanmıştır.
Geç devir motiflerinden vazodan çıkan çiçekler burada da görülmektedir.
Mihrap nişinin üzeri yarım kubbe şeklinde bir tonozla örtülmüştür.
Mihrap çevresi kaval silme kornişlerle çerçeve içerisine alınmıştır.
Mihrap ahşaptandır geometrik yıldız ve geçme motifleri XV. Yüzyıldan
kaldığını açıkça göstermektedir.
İbadet mekânı bezeme,
özellikle kalem işi yönünden oldukça zengindir. Ana mekânı mihrap
bölümünden ayıran geniş kemerin içerisi Nur suresinin bir ayetle
doldurulmuştur. Burada Kütahyalı Hattat Halil Mahir bin Mehmet’in ismi
yazılıdır. Kubbeler, pandantifler, kasnaklar ve kasnak pencereleri
yoğun biçimde kalem işleri ile bezenmiştir. Duvarların alt kısımlarında
ampir üslubunda nakışlar ve iri sütun taklitleri görülmektedir.
Pencerelerin kenarlarına ince bir bordür halinde asma kıvrımları
yerleştirilmiştir. Kubbelerin göbeklerinde, pandantiflerde daireler
içerisine yazı istifleri, kenarlarına da yaprak motifleri yapılmıştır.
Bu bezemede “El-hakir Ahmed” ismi yazılıdır. Mihrabın sağında dört
kareden meydana gelmiş Kâbe tasviri camideki tek çini kompozisyonudur.
Yukarı Kale (Kale-i Bâlâ ) (Hisar) Camisi
Kütahya
Maruf Mahallesi’nde, Kale içerisinde bulunan bu mescit, giriş
kitabesinden öğrenildiğine göre; Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından
1377-1378 yılında yaptırılmıştır.
Mescit yapılan onarımlar
nedeniyle özelliğini bütünüyle yitirmiştir. Eski camiden yalnızca
kuzey-doğu köşesinde bir duvar parçası ile minarenin kaide ve şerefe
kısmı kalmıştır.
Cami kare planlıdır. Moloz taş ve tuğladan
yapılmış, üzeri düz bir çatı ile örtülmüştür. Meyilli bir arazide ve
yer yer doldurulmuş toprak arazide yapıldığından planında bazı
uyumsuzluklar görülmektedir.
Giriş kapısında dikdörtgen bir
kitabe boşluğunda üç satırlık Arapça bir kitabe bulunmaktadır. Bu
kitabe bir süre Kütahya müzesinde koruma altına alınmış, sonrada buraya
konulmuştur.
Kitabe:
“Ammere haza el-mescid el mübarek hazret el emirü’l-kebir a’delle’l-verâ
Sultanü’l-Germiyaniye Süleyman Şah bin Muhammed bin Yakub
Eyyede’l-lâhu memleketehu fi şuhûri seneti tis’a ve seb’in ve sebamie 779 (1377-1378)”.
Caminin
ibadet mekânı güneyde mihrabın iki yanında iki batıda tek, doğuda da
düzensiz olarak yerleştirilmiş üç pencere ile aydınlatılmıştır.
Mihrabın bir özelliği bulunmamakta, cami içerisinde de dikkati çeken
bir bezeme ile karşılaşılmamaktadır.
Caminin orijinal yapıdan
kalan minaresi düzgün kesme taş ve aralarında iki sıra taş hatıllarla
dikkati çekmektedir. Ayrıca burada devşirme taşların kullanıldığı da
görülmektedir. Gövde güdük ve yuvarlak olup tuğladan yapılmıştır. Demir
parmaklıklı şerefe ile üst kısmı sonradan yapılmıştır.
Aşağı Kale (Kale-i Sagir) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Aşağı Hisar Mahallesi’nde, Sağır Sokak’ta bulunan bu mescit Osmanlı
döneminde yapılmış surların kuzeyinde ve onların bitiminde
bulunmaktadır. Mescit, Kale-i Sağır, Aşağı Hisar, Yeni Hisar, Yenice
Hisar ve Ulupınar Mescidi isimleri ile tanınmıştır.
Mescidin
3.30 m. altında taştan su tesisleri bulunmaktadır. Ancak bu kısımlar
zamanla değişikliğe uğramış ve orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır.
Buradaki su tesisleri üç dikine bölümden meydana gelmiştir. Bölümlerin
üzeri tonozlarla örtülmüştür. Uzun süre bu su tesisleri mahalle
halkının çamaşırlığı olarak kullanılmıştır. Buradaki dar bir geçitten
mescidin içerisine girilmektedir.
Basit ve altıgen gövdeli
mescidin duvar kalınlılıklarında farklılıklar görülmektedir. Üzeri
alttaki tonozlara oturtulmuş içten prizmatik Türk üçgenleri üzerinde
yükselen kubbesi vardır. Ancak bu üst örtü çatı altına alındığından
orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Mescidin içerisine basit bir minber ile
mihrap nişi, kuzeyine de ahşap bir asma kat eklenmiştir. Mescit
günümüzde daha çok türbeyi andıran bir görünümdedir.
Balıklı Camisi (Merkez)
Kütahya
Balıklı Mahallesi’nde bulunan caminin kapısı ve minare kaidesi
üzerindeki kitabelerden Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev
(1237-1246) döneminde Kütahya Fatihi olarak tanınan Hezar Dinari
tarafından 1237’de yaptırılmıştır. Daha sonra Germiyanoğlu Süleyman Şah
(1361-1387) zamanında Özbek Subaşı tarafından 1381-1382 yılarında
onarılmıştır. Bir diğer kitabeye göre de; 1642-1643 yıllarında Salih
Mehmet isimli bir kişi minareyi yaptırmış içeriye bir de minber
koydurmuştur.
Cami kare planlıdır, önünde üç bölümlü son
cemaat yeri bulunmaktadır. Caminin kuzeyinde iki kademeli saçakları
olan son cemaat yeri yan duvarların uzantıları ile iki mermer sütuna
oturtulmuştur. Bugün son cemaat yeri camekânla kapatılmıştır. Son
cemaat yerinin kuzeydoğusunda avlunun köşesine kesme taş kaideli çifte
şerefeli tuğla minare yerleştirilmiştir. Giriş kapısı ve minaredeki
kitabelerden caminin epey değişikliğe uğradığı anlaşılmaktadır. Caminin
kuzey yönündeki giriş kapısı üzerinde yan yana duran kitabeler caminin
yapımı ile ilgili bilgileri içermektedir:
“Fi eyyâmi devleti el-Sultan el-a’zam zıllu’l-lâh
Fi el-âlem Gıyas el-dünya ve’d-din Ebü’l-feth Keyhüsrev bin
Keykubad eyyede’l-lâhu Saltanatahu emere bi’imâreti el-mescid
El-Emir el-İsfehselar el-ecellül-Kbir İmâdel-din
Hezar Dinari Betârihi Şevval senete erbaa veselâsin ve sittemle 634 (1237)”
Bugün kapatılmış olan kasnak penceresinin doğusundaki kitabe:
“Emere bi imâreti haza el-Mesid el-mübarek el Emir
El-Ekrem zeynü’l-haremeyn Ebü’l-hayrat
Özbek Subaşı dâme tevfikahu ve bereketehu
Li seneti selâse ve semânine ve seb’amie 783 (1381-1382)”
Minare kaidesindeki kitabe:
“Yine Salih Mehmed yani sahib hayr din-perver
Vücûd-ı pâkile oldur melik siret beşer manzar
Hezâr Dinar bina ettiği mescidi edip cami
Nice himmetle yaptı bir minare dahi bir minber
Bugün bu âlem-i fânide ol kim hayre sâioir
Şefi’i ola yarın dilerim mahşerde Peygamber
Seda û nağme û tekbir erince arş-ıa’laya
Ezana kademsitan çıktığı demde müezzinler
Zer ü mükellefdir deyu ben dest-i gayb Arif
Yazar tarihini bihali ta’âlâ şânuhu ekber
Sene 1052 (1642-1643)”,
İbadet
mekânı kasnaklı ve tromplu bir kubbe ile özeri örtülmüştür. Mescidin
ilk yapılışında da tek kubbeli bir mescit olduğu sanılmaktadır. İçerisi
batı duvarındaki iki, kasnak bölümündeki dört yana açılmış pencerelerle
aydınlatılmıştır. Mihrap son devirlerde yapılmıştır. İki yanında
plasterlerle çıkmaları olan üzeri üçgen alınlıkla sonuçlanan
mihraplardan bir örnektir. Burada karışık bitki desenleri, alınlıkta da
çini kaplamalar görülmektedir. Mihrabın bir köşesinde de Kütahyalı
Mehmet Hilmi’nin 1898-1899 yılında mihrabı yaptığını gösteren küçük bir
kitabe vardır.
Hıdırlık Mescidi (Merkez)
Kütahya’nın
güneyinde Hıdırlık Tepesi üzerinde bir kaya bloğu üzerinde bulunan
mescidi kitabesinden öğrenildiğine göre; Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde
Anadolu Selçuklu emirlerinden Hezar Dinar tarafından 1243-1244
yıllarında yaptırmıştır. Mescidin kuzey cephesinin eyvan biçimindeki
duvarlarının ortasındaki kapının üzerinde dört satırlık Selçuklu sülüsü
ile kitabesi bulunmaktadır:
“Fı eyyâmi devleti el-Sultan el-a’zam zıllu’l-lâh fi’l-âlem
Gıyas el-dünya ve’d-din Ebu’l-feth Keyhüsrev bin Keykubad eazze’l-lahu ensârehu
Emere biimâreti el-Mescidi’l-mübarek el-abdü’z-za’if el-Muhtaç ilâ rahmeti’l-lâhi Ta’ala
İmâd el-din Hezar Dinari, Betârihi seneti ihdâ ve erba’in ve sittemie 641 (1243-1244)”
Mescit
kare planlı olup üzeri Türk üçgenleriyle geçilen tuğla bir kubbe ile
örtülmüştür Güneyde basit dikdörtgen mihrap nişi bulunmaktadır. Mescit
değişik zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden büyük ölçüde
uzaklaşmıştır. Prof.Dr. Ara Altun’a göre burada Büyük Selçuklu
camilerinin ilk şekli olan kubbeli mekâna eyvan birleştirilme şemasının
çok küçük ölçüde uygulandığı görülmektedir. Anadolu’da son cemaat yeri
gelişmesinde bu küçük yapının önemli bir yeri vardır.
Hezar Dinari Mescidi (Merkez)
Kütahya
Ulu Cami’nin doğusunda, Kütahya Mevlevihanesi’nin (Dönenler Camisi)
semahanesine bitişik olan bu mescidin, Hezar Dinari tarafından
1243-1244 yılları arasında yaptırıldığı sanılmaktadır.
Mescit
kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Üzeri
sekizgen kasnaklı, tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin üzerindeki
piramit külahı kiremitle kaplanmıştır. Mescit sivri bir kemerle
Mevlevihane’nin semahanesine açılmaktadır.
Ergün Çelebi’nin
1360 yılında buraya gömülmesinden sonra, Onu diğer gömüler izlemiş ve
bugün Mevlevihane’nin türbesi konumuna gelmiştir. Yapı değişik
dönemlerde onarım geçirmiştir.
Pekmezpazarı (Hacı Ahmet, Analcı, Analıca) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Mevlevihanesi’nin karşısında, Pekmezpazarı Köprüsü’nün yanında bugünkü
Kütahya Belediyesi İşhanı’nın karşısında bulunmaktadır. Giriş kapısı
üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre, Germiyanoğlu Süleyman Şah
zamanında, Yusuf oğlu Hacı Ahmet tarafından 1369 yılında
yaptırılmıştır. Bu kitabenin Süleyman Şah dönemine ışık tutması
yönünden de önemi vardır.
Kitabe:
Benâ haze’l-mescidi’l-mübarek fi devleti el Sultan el-a’zâm
El-âdil Şâh Çelebi halledallahu mülkehu
Taleben li-merzâtihi li-kavli’n-Nebi aleyhi’s-selâm men
Beallahu mesciden
Yebteği bihi echullahi benallahu lehu fi el-Cenneti mislihi
İbn el-Hac el Haremeyn Hac
Ahmed bin Yusuf fi muntesifi Şehri’l-muharrem
Fi Seneti ihdâ ve Seb’ine ve Seb’amiete (771) 1369.
Mescit
kare planlı küçük bir yapıdır. Duvarları taş ve tuğla karışımından
yapılmıştır. Kuzeyine tuğladan camekânlı ve oldukça dar üzeri çatılı
bir son cemaat yeri eklenmiştir. Minare son cemaat yerinin içerisinde,
kesme taştan olup, yenidir. İbadet mekânının üzerini örten kubbe 90 cm.
kalınlığındaki duvarlara Türk üçgenleri ile oturtulmuştur. Mihrap yakın
tarihlerde üst kısmı dışarı taşkın bir niş biçiminde yapılmış olup,
minberi de yenidir. İbadet mekânını örten kubbe göbeğine bir ayet
yazılmış, etrafı bitkisel motifli bir bordür ile çevrilmiştir.
Kurşunlu Camisi (Merkez)
Kütahya
Paşam Sultan Mahallesi’nde bulunan bu cami, Kasım Paşa Camisi olarak da
tanınmaktadır. Osmanlı döneminde, 1520' de Anadolu Beylerbeyi olan
Kasım Paşa tarafından 1520’de onarılmıştır. Bundan ötürü de camiye
Kasım Paşa Camisi, onarım sırasında önceden kiremitle örtülü olan kubbe
kurşunla kaplandığı için de Kurşunlu Camisi adını almıştır.
Giriş
kapısı üzerindeki üç satırlı sülüs yazılı kitabesinden, Germiyanoğlu
Süleyman Şah zamanında Ahi Şeyh Mahmut bin Şeyh Alaeddin tarafından
1377-1378 yılında yaptırıldığı öğrenilmiştir.
Kitabe:
Amere haza el-mescit el-mübarek bereketü’l İslâm ve’l-müslimin mevhar-i ehl
El-fütuvvet ve’l-mürüvvet el-şeyh Muhammed ibn Şeyh Alaü’d-din ibn Şeyh
Nurel-din fi Şuhuri seneti tis’a ve şeb’in ve seb’a mie. Ta nefha-i sûr ma’mûr bâd 779 (1377-1378).
Cami
kare planlı olup, önünde üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır.
Minaresi doğuda olup, ibadet mekânı ile son cemaat yerinin bitiştiği
yerdedir. Cami kesme taş ve yer yer de tuğladan yapılmıştır. Üzeri
kasnaklı taş bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânını örten kubbe
Türk üçgenlerinin üzerine oturtulmuştur. Mihrap ve minber sonradan
buraya eklenmiş, mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Cami
içerisinde bir bezeme bulunmamaktadır.
Caminin doğusunda
dışarıya taşkın kaide üzerindeki minaresi bir sıra kesme taş, iki sıra
tuğla hatıllıdır. Bundan sonra gelen gövde tuğladan yapılmış, şerefe
altında iri tuğladan mukarnaslar görülmektedir. Burada firuze, lacivert
ve mor renkte sırlı tuğlalar kullanılmıştır. Minarenin orijinal olup,
erken dönemden kaldığı anlaşılmaktadır.
Süleyman Bey (Servi, Çatalçeşme) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Servi Mahallesi’nde bulunan bu mescidi, kitabesinden öğrenildiğine
göre; Germiyanoğlu Süleyman Şah döneminde, Ali Bey oğlu Hacı Süleyman
1381-1382 yılında yaptırmıştır. XVI.yüzyıl Vakıf kayıtlarında Hacı
Süleyman Mescidi olarak ismi geçen bu mescit yanındaki çeşmeden ötürü
de Çatalçeşme Mescidi olarak da anılmaktadır. Giriş kapısı üzerinde
bulunan beş satırlık mermer, sülüs yazılı kitabesi son onarım sırasında
dış kapının üzerine yerleştirilmiştir.
Kitabe:
Bena haza el-Mescit el-mübarek
Me’mûren ve’l-izn min kabl
Mefharü’l-a’yan el-Hac
Süleyman bin Alibek tâbe serâhu
Li seneti selâse ve semânine ve seb’amie 783 (1381-1382).
Mescit
kare planlı, tuğla kubbeli küçük bir yapıdır. Kubbeye geçiş tromp ve
Türk üçgenleri ile sağlanmıştır. Kuzey yönünde ahşap bir son cemaat
yeri vardır. Minber ve mihrabı oldukça basittir. Güneydoğu köşesindeki
minaresi yakın tarihlerde yapılmıştır.
Aslan Bey (Meydan) Camisi (Merkez)
Kütahya
Meydan Mahallesi’nde, Kapan Deresi kenarında bulunan bu cami, vakıf
kayıtlarında Aslanzâde Mescidi olarak geçmektedir. Kitabesi günümüze
gelememiştir. Aslan Bey’in Çelebi Mehmet ve II.Murad ricalinden olduğu
kaynaklardan öğrenilmektedir. Cami, vakıf kayıtlarına, arşiv
defterlerine göre XVI.yüzyılda yapılmıştır.
Cami kesme taş ve
tuğladan, kare planlı, tek kubbeli bir yapıdır. Önünde üç bölümlü son
cemaat yeri bulunmaktadır. Batıda ana mekân ile son cemaat yerini
ayıran duvarın köşesine de minare yerleştirilmiştir. Caminin duvarları
oldukça kalın olup, batıya bakan cephesi ile kuzeydeki son cemaat yeri
kesme taştan yapılmıştır. Son cemaat yerinin köşeleri L biçiminde
payeleri anımsatacak şekilde iki yanda geniş kemer açıklıklarına
sahiptir. Günümüzde son cemaat yeri demir doğramalı bir camekânla
kapatılmıştır. Son cemaat yerinin üzerini örten üç kubbe sekizgen
kasnak üzerindedir.
Caminin dış görünümünde dikkati çeken bir
nokta da kare planlı ana mekânın doğu ve batısındaki geniş kemer
açıklıklarıdır. Bu kemerin ortasında dar ve uzun pencereler
bulunmaktadır. Cami yanındaki Kapan Deresi’nin taşmasından ötürü zarar
görmüş ve değişik zamanlarda onarılmıştır.
Mihrap dışa taşkın
bir niş şeklinde olup, bezemesiz iki sıra bordür arasında kaş kemerli
ve mukarnas dolguludur. Mihrap duvarı ve ahşap mahfil 1967 yılında yeni
yapılmış Kütahya çinileri ile bezenmiştir.
Hisarbeyi Oğlu Mustafa (Saray) Camisi (Merkez)
Kütahya, Saray Mahallesi, Hükümet Konağı yanında bulunan bu cami,
halk arasında Saray Camisi olarak da tanınmaktadır. Kitabesinden
öğrenildiğine göre II.Yakup Beyin Subaşısı Hisar Beyi oğlu Mustafa Bey
tarafından 1487-1488 yılında yaptırılmıştır.
Kitabe:
“Fi eyyami devleti el-Sultan el-azam Zıllullahi fi’l-alemi el-Sultan Bayezid bin Muhammed Han
Halledellahu mülkehu bena ve amere haze’l-Mescidi’l-mübarek el-Şerif. El fakir el-muhtac ila
El-Rabbi’l-Kerim el-latif Mustafa bin Hisarbeyi el-abd el-zaif afallahu anhuma
El-rahim el-reûf taleben li-rıza el-Hak el-atûf haresellahu mine’l-hed-mi ve’l harki fi tarih sene 893 (1487-1488).”
Cami
Anadolu valisi Yahya Paşa tarafından 1749-1750 yılında onarılmıştır.
Bunu belirten çini kitabe mahfilin doğu kanadına yerleştirilmiştir.
“Dedi ol asaf tamam itmamına tarihini
Yahya Paşa etti hakka bu kadim mabed ihya. 1164 (1749-1750)”.
Bu
onarımdan sonra yakın tarihlerde yapılan onarımlarla cami adeta
yenilenircesine onarılmış, son cemaat yeri yeniden yapılmıştır.
Cami
düzgün kesme taş ve tuğla hatıllı olarak yapılmıştır. Taşlar iki yandan
ikişer dikey tuğla ile kesilmiştir. Çatı hizasında iki kirpi saçak
yapıyı çepeçevre dolanmaktadır. Cami kare planlı olup, mihrap yönünde
kareye yakın büyük bir bölüm dışarı çıkıntılıdır. Bu bölüm ibadet
mekânından tek bir basamakla ayrılmıştır. Caminin 1957 yılında yapılan
onarım öncesinde son cemaat yerinin kemer ve kubbeleri tamamen
yıkılmıştır. Eski fotoğraflarına göre son cemaat yerinin üç bölümlü ve
kubbeli olduğu görülmektedir. Bugün son cemaat yeri yine üç bölümlü ve
üç kubbeli olarak yapılmıştır. Bu kez ağaç gergiler yerine demir
gergiler kullanılmıştır. Yuvarlak sütunların başlıkları da baklavalı
olarak yapılmıştır. Onarım sırasında giriş kapısı da değişmiştir. Son
cemaat yeri camekanlarla çevrilmiş, kitabelik yerine de XVIII.yüzyıl
çinileri yerleştirilmiştir.
İbadet mekânının ilk bölümü kare
planlı olup üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Mihrap çıkıntısı
yan duvarların 2.50 m. içerisinden başlamaktadır. Bu bölüm geniş ve
sivri bir kemerle kare bölüme bağlanmıştır. Üzeri kubbe tonozu ile
örtülmüştür. Mermer mihrap sütunçeli, üç kenarlı ve mukarnas
dolguludur. Orijinal olan mihrap üç yönden bordür çinileri ile
çerçevelenmiştir. Orijinal taş minber çini ile kaplanmıştır. Bu
çinilerin bir kısmı XV. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Mihrabın köşk
kaidesinin dış korkulukları XVIII.yüzyılda Yahya Paşa tarafından buraya
konulmuştur.
Kubbe kalem işleri ile bezenmiştir. Burada çifte kollu bir yıldızdan çıkan çifte vavlar dikkat çekicidir.
Karagöz Ahmet Paşa Camisi (Merkez)
Kütahya
Cumhuriyet Caddesi’nde, Küçük Çarşı denilen semtte bulunan bu camiyi
Beylerbeyi ve Anadolu Valisi Karagöz Ahmet Paşa başlatmış, cami,
medrese ve sıbyan mektebi, Paşa’nın Şahkulu isyanında, 1511’de
öldürülmesinden sonra vasiyeti üzerine eşi tarafından tamamlanmıştır.
Vakfiyesi de 1512’de düzenlenmiştir. Caminin ikisi kuzey ve doğu
kapılarında, birisi doğu kapısının yanındaki pencere alınlığında,
diğeri de minberin süpürgeliğinde olmak üzere dört kitabesi varsa da
bunlardan hiç biri caminin yapımı ile ilgili olmayıp onarım
kitabeleridir. Bunlardan caminin 1509-1510; 1780; 1893 yıllarında
onarıldığı öğrenilmektedir.
Cami kesme taştan kare planlı
olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Eski durumunu gösteren
resimlerde kubbe kasnağı üzerinde iki kademeli bir kiremit çatı olduğu
görülmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1970’li yıllarda yaptığı
onarımda bu örtü kaldırılmış, son cemaat yerinde de bazı değişiklikler
yapılmıştır. Caminin kuzeyinde iki tarafında üçer odası ve bir
dershanesi bulunan medresesi bulunuyordu. Günümüzde bu medrese yıkılmış
ve ortadan kalkmıştır.
Caminin kuzeyinde ortada iki sütunun
taşıdığı üç kemerli ve üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır.
Buradan geniş bir giriş kapısı ile ibadet mekânına girilmektedir.
İbadet mekânının üzerini örten kubbe dört yönden dışa taşkın kemerler
üzerine oturtulmuştur. Kubbeyi taşıyan pandantifler ise oldukça
alçaktan başlamaktadır.
Mihrabın bir kısmı mermerdendir.
Yarımşar ongen bir niş içerisinde ve mukarnas dolguludur. Oldukça sade
bir görünümdeki mihrap yakın tarihlerde yağlı boya ile boyanarak
özelliğini yitirmiştir. Minber de taştan yapılmış oldukça sadededir.
Minber de mihrap gibi yağlı boya ile boyanmıştır. Tuğla minare, tek
şerefeli ve kesme taş kaidelidir.
Şengül Cemil (Celal Efendi) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Börekçiler Mahallesi’nde bugün üzeri kapatılmış olan eski derenin
kenarında bulunan bu cami, XVI. yüzyılda yanındaki çeşme ile birlikte
yaptırılmıştır. Osmanzade Ahmet Paşa zamanında, XVII.yüzyılın
sonlarında yanına bir de sıbyan mektebi eklenmiştir. Günümüze gelemeyen
sıbyan mektebinin bugünkü sundurmanın bulunduğu yerde olduğu
bilinmektedir. Kitabesi bulunmamaktadır. Çeşmenin iki yanına
yerleştirilmiş kitabelerin yapı ile ilgisi olmayıp büyük olasılıkla
buraya başka bir yerden getirilmiştir. Tarihlendirilmesi konusunda
arşiv kayıtlarından yararlanılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde
tutulmuş evkaf defterinde 1571 tarihli giderler listesinde ismi
geçmektedir. Küçük bir avlu içerisindeki caminin doğusunda çeşmesi
vardır.
Cami kesme taştan yapılmış, kare planlı ve tek
kubbelidir. Caminin doğusundaki, çatılı küçük bir sundurma son cemaat
yeri konumundadır. Bunun kuzeyinde küçük bir oda ile minare kaidesi
bulunmaktadır. Günümüzde evler arasında sıkışıp kalmış olan caminin
kubbesinin üzerinde piramidal bir çatı oturtulmuştur.
Mihrap
yedi sıralı mukarnaslı niş durumundadır. Ağaç minber geç devir
özellikleri göstermesine rağmen başarılı bir geç devir uygulamasıdır.
Cami içerisindeki bir kapıdan çıkılan, taş kaide üzerindeki minarenin
pabuç kısmı şişkin ve halat silmelidir. Bu yönden de halk arasında
karpuz minare olarak isimlendirilmiştir. Gövde kesme taştan ve tek
şerefelidir.
Lala Hüseyin Paşa Camisi (Merkez)
Kütahya
Lala Hüseyin Paşa Mahallesi’nde bulunan cami geniş bir avlunun
ortasındadır. Yanında bir de hamamı bulunmaktadır. Caminin giriş kapısı
üzerinde onarım kitabesi olmasına rağmen yapım kitabesi
bulunmamaktadır. Mimar Sinan ile ilgili tezkirelerde bu caminin ismine
Mimar Sinan eseri olarak rastlanmaktadır. Lala Hüseyin Paşa’nın bu cami
ile ilgili uzun bir de kitabesi vardır. Bu vakfiyeye dayanarak caminin
Lala Hüseyin Paşa’nın Rumeli Beylerbeyi olduğu dönemde yapıldığı
sanılmaktadır. Lala Hüseyin Paşa 1566 yılında Kütahya valiliği
yapmıştır. Ardından da 1566-1568 yıllarında da Anadolu Beylerbeyi
olmuştur.
Lala Hüseyin Paşa Camisi kesme taştan, kare planlı
olarak yapılmıştır. XVI. yüzyılın klasik özelliklerini taşımaktadır.
Son cemaat yeri dışarıya doğru hafifçe çıkıntı Caminin içeriye dönük
yan duvarlarını ortasına yerleştirilmiş iki baklava başlıklı mermer
sütunla beş bölüme ayrılmıştır. Ortadaki üç bölüm kubbe, yanlardaki iki
bölüm ise ayna tonozlarla örtülüdür. Bu bölüm sivri kemerlerle
birbirlerine bağlanmıştır. Son cemaat bölümü ortada daha geniş ve
yüksek tutulmuş, böylece hareket girişe yöneltilmiştir. Giriş kapısı
sade olup, üzerinde sekiz beyitlik onarım kitabesi bulunmaktadır.
Kitabe:
“İbadethaneye hizmet eden ashab-ı hayratı
İder dergâh-ı izzetinde Hüda-yı lemyezel ihsan.
Liveçhillah muzaffer oldular ihyasına derhel
Sudurunda ziya versün bu nûr-ı pertev-i iman
Bu Lala Hüseyin Paşa bina ettiği camii
Edüp ta’mir ahalisi biavn-i Hazreti Yezdan
Ferâh bahşeyledi cami’eda oldukça farzullah
Musalliler eda etsün selât-ı hamse i her ân
Kılarsa lûtunu irad vallah_i Zülcelâl-i Ekber
Edaer mi anı hiç ebter bufi’li Hazret’i Mennan
Müezzinler okur ihlas, imam allah’u ekber der
Cemaat iktida eyler melekler de olur hayran
Gel ey Rüştdi dehanın aç tekellüm eyle tarihi
Kusur-ı pür küsûr olur belki sebeb_i gufrân
Gelüp sâl-i bin üç yüz on hitam buldu bu ta’mirat
Bihamdillah muvaffak eyledi hatmın Ulu Sübhan
1310 (1892-1893)”.
Mihrap
nişi ongen şeklindedir ve sade bir silme ile çerçeve içerisine
alınmıştır. Minber de taştandır. Bezeme olarak batı duvarında, minberin
yanındaki pencere üzerinde eshab-ı gemisi istifi, kuzey duvarında da
“Ketebe Mahir bin Mehmet Tekfurdağızade Kütahyevi” imzası
bulunmaktadır. Ayrıca kapının dışındaki alınlıkta da “Ketebe Hüsnü”
imzası görülmektedir.
Minare gövdesi ve pabucunda tuğla
kullanılmıştır. Yuvarlak gövde üzerinde rozet, çarkıfelekler, kuşaklar
ve şerefe altında da mukarnaslar bulunmaktadır.
Caminin
avlusundaki şadırvan sekizgen şekilde ve mermer plakalıdır. Ortasında
fıskiye çanağı vardır ve üzeri ahşap sundurma şeklinde bir çatı ile
örtülmüştür.
Hatuniye Camisi (Merkez)
Kütahya
Mecidiye Mahallesi, Hatuniye Sokağı’nda bulunan bu caminin yapım tarihi
ve banisi çelişkilidir. Minare kaidesinde görülen ve zorlukla
okunabilen kitabesinden, Rabia Hatun tarafından onarıldığı ve minare
eklendiği öğrenilmektedir. Caminin girişindeki bir levhada ise
1573-1574 tarihi yazılıdır. XVI.yüzyıl arşiv kayıtlarında bu yapının
ismine rastlanmamaktadır. Bu bakımdan caminin yapımı ile ilgili kesin
bir tarih verilememektedir. Yapı üslubundan XVI.-XVII.yüzyılda
yapıldığı düşünülmektedir.
Cami kesme taştan, kare planlı
olarak yapılmış, üzeri de kubbe ile örtülmüştür. Yanında aralarında kod
farkı bulunan iki sandukalı bir türbe bulunmaktadır. Son cemaat yeri
duvar uzantıları ve bunların arasındaki iki mermer sütunla üç bölüme
ayrılmıştır. Bu bölümlerin üzeri üç kubbe ile örtülmüştür.
Onarım
kitabeli giriş kapısı son cemaat yerinin orta ekseninde olmayıp, biraz
yana kaymıştır. Onarım kitabesi sekiz satırlık olup, bozuk yazılmış ve
okunaksızdır. Bu nedenle bilgi vermekten çok uzaktır.
İbadet
mekânını örten kubbe aşağıdan başlayan pandantifler üzerine
oturtulmuştur. Mihrap geniş ve derin bir niş şeklinde olup,
mukarnaslıdır. Beş köşeli mihrap nişi sütunçelerle çevrelenmiş ve kaval
silmeli bir bordürle de çerçevelenmiştir. Ağaç minberi ise basit
olmasına rağmen son derece kaliteli bir işçiliğe sahiptir.
Son cemaat yerinde bulunan minare, kesme taş kaideli olup, tuğladan tek şerefeli ve çokgen gövdelidir.
Caminin yanındaki türbede Kütahya’da bunun dışında onarımlar yapmış olan Rabia Hatun ile kızının sandukaları bulunmaktadır.
Sultanbağı (Hisaraltı-Dükkancık) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Sultanbağı Mahallesi, Gediz Caddesi, Dükkancı Sokağı’nda bulunan bu
caminin yapım tarihi ile ilgili bilgi bulunmamaktadır.
Sultanbağı
Mescidi kerpiç sıvalı duvarlı, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Üzeri
kiremit örtülü bir çatı ile kaplanmıştır. Caminin doğusunda giriş
bölümü bulunmaktadır. Bunun da üzeri ibadet mekânını örten çatının
altına alınmıştır. Mihrap ve minberinin bir özelliği bulunmamaktadır.
XIX.yüzyılın ilk yarısında yanına taş bir minare eklenmiştir.
Sultanbağı, Çatalçeşme (Ahi Arslan) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Sultanbağı Mahallesi’nde, günümüzde üzeri doldurulmuş olan bu caminin
yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla XVIII.yüzyılda yapıldığı
sanılan bu cami, 1803-1804 ve 1962-1963 yıllarında onarılmıştır.
Caminin yanında bulunan çeşmenin kitabesinde Ağaçköylü Zeynelabidin’in
ismi geçmektedir.
Caminin girişi kuzeydedir. Alt katında
çamaşırlık, üstünde de mescit kısmı bulunmaktadır. Kareye yakın
dikdörtgen planlı mescidin ibadet mekânı mihrap duvarındaki iki geniş
pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap dışarıya hafif taşkın yuvarlak bir
niş şeklinde olup, bir özellik taşımamaktadır.
Özbek Camisi (Merkez)
Kütahya
Hamidiye Mahallesi’nde, Küçük Meydan’da bulunan bu mescidin yapım
tarihi bilinmemektedir. Değişik zamanlarda onarılmış ve özelliğini
korumuştur. Caminin XVIII.yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Dikdörtgen
planlı, ahşap tavanlı ve çatı örtülü bir yapıdır. Son cemaat yeri çatı
içerisine alınmıştır. Mihrap nişi mermer taklidi boya ile boyanmış ve
özelliğini yitirmiştir. 1974 yılında mihrap Vedat Çinicioğlu imalâtı
çinilerle kaplanmıştır. Caminin son cemaat yerinden çıkılan minaresi
kesme taş kaideli olup, yuvarlak tuğla gövdeli ve tek şerefelidir.
Ali Paşa Camisi (Merkez)
Kütahya
Gazi Kemal Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan bu yapının
külliye şeklinde yapıldığı bilinmektedir. Yanındaki şadırvanı, medrese
hücreleri ve sıbyan mektebi günümüze gelememiştir. Kaynaklardan ahşap
olduğunu öğrendiğimiz bu bölümler yanmış, sonraki yıllarda yalnızca
cami kısmı yenilenmiştir.
Kitabesi bulunmayan bu camiyi Seyit Süleyman Ağa oğlu Anadolu Valisi Ali Paşa 1796’da yaptırmıştır.
Cami
kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı batı yönüne eklenen
yapılarla daha da genişletilmiştir. Kuzey yönünden camekânla çevrilmiş,
üzeri kubbeli bir mekândan içeriye girilmektedir. Ayrıca batısında iki
mermer sütun arasına küçük kubbeli bir mekânla da ikinci bir girişi
daha bulunmaktadır. İbadet mekânı yüksek ve peş peşe pencerelerle
aydınlatılmıştır. İbadet mekânının üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür.
Tavana ortada bir göbek, çeşitli çiçekler ve kalem işleri yapılmıştır.
Mihrap
ve mihrap duvarı çini ile kaplıdır. Mihrap duvarındaki çiniler çok
çeşitli olup, bunların toplama olduğu açıkça görülmektedir. Bu
çinilerde kandil motifleri dikkati çekmektedir. Çoğunlukla mavi beyaz
çiniler kullanılmıştır.
Caminin orijinal minaresinin nasıl
olduğu bilinmemekle beraber, bugünkü minare kesme taş kaide üzerine tek
şerefeli, yuvarlak gövdeli ve taştan yapılmıştır.
Ahırardı Camisi (Dilsizoğlu Hacı İbrahim) Camisi (Merkez)
Kütahya
Saray Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamaktadır.
Kütahya Kadı Sicillerinden öğrenildiğine göre; Hacı İbrahim bin Osman
bin Mustafa tarafından 1876 yılında yaptırılmıştır. Çeşitli dönemlerde
cami onarılmıştır. En son onarımı 1965 yılında yapılmış, mihrap
duvarının alt kısmı Kütahya çinileri ile kaplanmış, mihrap ve vaaz
kürsüsü yenilenmiştir.
Cami kısmen tuğla, kısmen de taştan
yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olup, üzeri dört yöne doğru meyilli çatı
ile örtülmüştür. İbadet mekânının kuzeyinde iki direğin taşıdığı bir
mahfil bulunmaktadır. Böylece asıl ibadet mekânı kare şekline
dönüştürülmüştür. Dışarı taşkın olmayan mihrap yuvarlak bir niş
şeklindedir. Kuzeybatı köşesine camiden dışarıya doğru taşan taş
kaideli, tuğla gövdeli, tek şerefeli bir minare eklenmiştir.
Saadet (Saadettin) Camisi (Merkez)
Kütahya’da
Büyük Bedesten’in karşısında bulunan bu cami, 1700 yılında yanmış ve
1824’te Derviş Mehmet tarafından yaptırılmışsa da 1866 yılında yeniden
yanmıştır. Bugünkü cami İşkodralızade Hasan Hakkı Bey’in önderliğinde
halktan toplanan paralarla yaptırılmıştır. Günümüze değişik zamanlarda
yapılan onarımlar ve küçük çaptaki değişikliklerle gelebilmiştir.
Orijinal yapısının ne şekilde olduğu bilinmemektedir.
Caminin
düzensi bir planı bulunmaktadır. Bu durum arazi konumundan
kaynaklanmış, kesme taş duvarlı fevkâni bir yapıdır. Güney cephesinde
yuvarlak basık kemerli bir tonoz ile ulaşılan Sakahanesi bulunmaktadır.
Sokak seviyesinde, batısında iki, güneyinde üç dükkân camiye
eklenmiştir. Bunların arasından camiye çıkılan iki kapı vardır. Bu
kapılardan batıdaki kitabelidir. Diğeri de güneydoğusundadır.
Caminin
batı ve güney cepheleri kesme taştan, kuzey yönü moloz taştan
yapılmıştır. Dış görünümünde batı ve güney cephelerinde saçak hizasının
altını kademeli silmeli bir korniş dolanmaktadır. Kuzey cephesinde ise
yedi kademeli bir tuğla saçak bulunmaktadır.
Caminin güney
duvarının ortasına mihrap yerleştirilmiştir. Batıdaki giriş kapısı çift
kanatlı bir kapı olup, iki yanında kabartmalar bulunmaktadır. Bunun
üzerinde mermer 1870-1871 tarihli kitabesi yer almaktadır. Güneydoğu
kapısı kitabesizdir.
Fevkâni cami yüksek görünümde olup,
düzensiz planı olduğundan içerisi ağaç direklerle üç bölüme
ayrılmıştır. Bunlardan orta bölümü örten bağdadi tavan, beşik tonoza
benzemekte olup, üzeri kalem işi ve nakışlarla bezenmiştir. Bunun
yanındaki bölümler yine kare tavanlıdır. Üst örtüyü taşıyan ağaç
direkler Bursa tipine benzer kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır ve
üzerleri nakışlıdır. Yuvarlak kemerli mihrap nişinin etrafı çerçeve
içerisine alınmıştır. Bu mihrap nişine yer yer kare çiniler
yerleştirilmiştir. Mihrap kitabesinin altında 1899-1900 tarihi
okunmaktadır. Ayrıca burada Mehmet Hilmi Kütahyalı’nın imzası
bulunmaktadır. Minber ahşap olup, çakma tekniğinde yapılmıştır. Her
bölüm çiçeklerle bezelidir.
Minare kesme taştan olup, şerefe
altında altı sıra kirpi kuşak görülmektedir. Külahın altında da çini
bir kuşak dikkati çekmektedir.
Caminin bodrumundaki Sakahane’de yalaklı bir çeşme kitabesi bulunmaktadır.
Yeşil Cami (Recep Ağa Mescidi) (Merkez)
Kütahya
Hükümet Caddesi’nde bulunan bu mescidin yerinde Recep Ağa Mescidi
olarak tanınan bir yapı bulunuyordu. Sonradan Yahya Paşa bu mescidi
yenilemiş, genişletmiş ve fevkâni bir cami haline dönüştürmüştür. Bu
mescit yanmış 1858’de ahşap olarak yenilenmiştir. Kütahya Mutasarrıfı
Fuat Paşa’nın önderliğinde 1905-1906 yılında bugünkü şeklini almıştır.
Caminin giriş kapısındaki mermer kitabe ile içerideki bir levhada ve
Vakfiye suretinden bu durum öğrenilmektedir.
Kitabe:
“Bi hamdillah bu mabethane gör, yapıldı tamam oldu.
….derun’u beldede nam-u benâm oldu
Bunu Tab’ı beşerle hatm-i inşa etme nâkabil
Mücerret avni Hak ile peziray-ı hitam oldu
Gelüp bunda cemaat ile kulluk etmeli Hakka
İbadet etmeli Allahca layıklı makam oldu
Buna herhangi zat-i muhterem oldu ise baiz
O zat-ı kadr-i âli mashar-ı feyz-i meram oldu
Yazup bu levhamı vaz’ı eser etmekti maksudum
Hakka şükür müyesser gerde-i Rabb’ül enam oldu
Didim tarihi tam ahseni… Hakka hamdolsun
Yapıldı layıkında pek yeşil cami tamam oldu 1275 (1858-1859)”.
Cami
kesme taştan ve kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri tek kubbe ile
örtülüdür. Caminin önünde iki sütunlu ve kubbeli bir giriş
bulunmaktadır. Caminin girişi camekânlı olup, bundan önce saraçlı,
keçe-kilim örtülü idi. Giriş kapısı mermer sövelidir. İbadet mekânı
sivri trompların yardımı ile içten daire şeklinde, dıştan da sekizgen
kasnağa oturan kubbeyle örtülmüştür. İbadet mekânı kubbenin ortasından
zemine kadar boş bir yüzey kalmamacasına bezenmiştir. Burada geç devir
yağlı boya motifleri tekrarlanmıştır. Barok ve ampir üslup açıkça
kendini göstermektedir.
Mihrap sütunçelerle çevrelenmiş, dışa
taşkın olmayan yuvarlak bir niş şeklindedir. Buraya zincire asılı
kandil motifi, malakâri yıldızlar yerleştirilmiştir. Minber geometrik
yıldız geçmeli olup, kabartma ince Rumiler, madalyonlar ve Edirnekâri
üsluba yakın yazı kartuşları ile dikkati çekmektedir. İbadet mekânı
dar, uzun ve sivri kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır.
Minare,
köşklü minare tipinde olup, ince sütunlara oturtulmuş olan şerefe
üstünde galeri biçiminde bir köşk bulunmaktadır. Yuvarlak gövdeli ve
kesme taştan yapılmıştır.
Kaditler Camisi (Merkez)
Kütahya
Lala Hüseyin Caddesi’nde bulunan Hasır Pazarı’ndaki bu cami ile ilgili,
İbrahim Hakkı Uzunçarşılı 1835-1836 yılında tek katlı olarak yapımına
başlandığını, Yağcı Hacı Abdil bin Mehmet tarafından 1847-1848 yılında
da üst katın eklendiğini belirtmiştir. Kadı Sicillerinden öğrenildiğine
göre de üst kat yapıldıktan sonra cami, halktan toplanan paralarla 1909
yılında yeniden onarıma başlandığı ve bu onarımın 1919 yılında
tamamlanmıştır.
Cami kâgir bir yapı olup, cadde üzerindeki
batı cephesinde iki dükkân ve iki mermer sütuna oturmuş kapısı
bulunmaktadır. Caminin batı cephesi kesme taştan, diğer cepheleri tuğla
hatıllı moloz taştan yapılmıştır. Üzeri çift meyilli çatı ile
örtülmüştür.
İbadet mekânı kare planlıdır. İçerisinde basit
bir mihrap nişi bulunmaktadır. Caminin yapımından kısa bir süre sonra
eklenen üst kat asıl ibadet yeridir. Ahşap merdivenlerle çıkılan bu
bölüm pencerelerle aydınlatılmıştır. Kuzeydoğu köşesindeki taş minare
1953 yılında buraya eklenmiştir.
Küpecik Camisi (Merkez)
Kütahya Hamidiye Mahallesi, Müderris Yolu üzerinde bulunan bu cami, 1911-1912 yıllarında iki katlı olarak yaptırılmıştır.
Kâgir
ahşap tavanlı caminin alt katında iki dükkân ve iki mermer sütuna
oturtulmuş kapısı bulunmaktadır. Batı cephesinin üst katı kesme taştan,
diğer cepheler tuğla hatıllı moloz taştan yapılmıştır. Üzerini çift
meyilli bir çatı örtmektedir. Alt katta dükkânların arkasında kalan ve
dar bir koridorla geçilen kare bölüm bugün son cemaat yeri olarak
kullanılan mekân ilk mescittir. Burada basit bir mihrap görülmektedir.
Merdivenle çıkılan üst kat bugünkü cami kısmıdır. Cami kısmında son
devirde yapılmış motiflerle bezeli mihrap ve basit bir ağaç minber
bulunmaktadır.
Caminin kuzeybatısındaki kesme taştan kaidesi
olan minaresinin gövdesi tuğladan, şerefe altı da tuğla mukarnaslıdır.
Külah altında sıvaya gömülmüş bir sıra çini kuşak görülmektedir.
Bülbül (Yakup Çavuş) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Mecidiye Mahallesi ile Hamidiye Mahallesi arasında bulunan bu caminin
ne zaman yapıldığı konusunda bir bilgi bulunmamaktadır. XIX.yüzyılda bu
caminin bulunduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Cami dikdörtgen
planlı olup, duvarları oldukça kalındır ve üzeri ahşap bir çatı ile
örtülmüştür. İbadet mekânının ortasındaki enine mekân ile üç bölüme
ayrılmış, geniş ve yuvarlak kemerler ahşap çatıyı taşımaktadır. Mihrabı
son derece basit bir niş şeklindedir. Kuzeydoğusunda taş minaresi
XX.yüzyılın ortalarında eklenmiştir. Daha önce burada ahşap bir minare
olduğu bilinmektedir.
Deveyatağı Mescidi (Merkez)
Kütahya
Hamidiye Mahallesi, Deveyatağı Sokağı’nda bulunan bu mescidin ne zaman
yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Kadı Sicilinde 1837 tarihi
geçmektedir. Mimari yönden de bir özelliği bulunmayan bu yapının
XIX.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır. Son onarımlarla
özelliğini bütünüyle yitirmiştir.
Dikdörtgen planlı olan mescidin üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İçerisinde basit bir mihrap ve minberi bulunmaktadır.
Cedid (Yeni Mahalle) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Cedid Mahallesi’nde, Nallı Medrese’nin karşısında bulunmaktadır.
Yapıldığı tarih bilinmemektedir. XIX.yüzyılın başlarında yapıldığı veya
yenilendiği sanılmaktadır.
Cami dikdörtgen planlı olup, arazi
konumundan ötürü dikdörtgenin kısa kenarı eğridir. Üzeri ahşap bir çatı
ile örtülmüştür. Altında araziden kazanılmış bir bodrum bulunmaktadır.
Dört pencere ile aydınlatılan ibadet mekânında basit bir mihrap nişi
bulunmaktadır. Mimari yönden de bir özellik taşımamaktadır.
Karadonlu (Pirler Mahallesi) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Pirler Mahallesi, Karadonlu Sokağı köşesinde bulunan bu mescidin yapım
tarihi bilinmemektedir. Ancak, eski kayıtlarda XVI.yüzyılda burada bir
mescit olduğu yazılıdır. Günümüze gelen bu mescidin onun yerine
XIX.yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Mescit ahşap,
yer yer moloz taştan yapılmıştır. Son onarım sırasında duvarları kâgir
hale getirilmiştir. Mihrabının bir özelliği bulunmamaktadır. Yakın
tarihlerde yeniden yapılırcasına onarılmıştır.
Ahi Evren (Hacı Evren) Mescidi (Merkez)
Kütahya
Ahi Evren Mahallesi, Cennet Sokağı’nda bulunan bu mescidin ne zaman
yapıldığı bilinmemektedir. Ancak kaynaklardan bu mescidin olduğu yerde
XVI.yüzyılda yapılmış Hacı Evren Mahallesi Mescidi bulunuyordu.
Mescit
kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Üzeri
çatı ile örtülüdür.1956-1957 yılında yeniden onarılmıştır. Bu onarım
sırasında kuzeybatı köşesine kesme taştan minare eklenmiştir. Caminin
mihrap duvarında penceresi bulunmamaktadır. Giriş ile doğu ve batı
duvarlarındaki pencerelerle iç mekân aydınlatılmıştır. Mimari yönden
bir özellik taşımamaktadır.
BU ZAFER UNUTULMASIN
Bugün Çanakkale Zaferi"nden sonra kazanıdığımız ve İngiliz ordusunu tüm personeli ile birlikte esir
aldığımız Kut'ül Ammarie Zaferi'nin 91. yıldönümü. Ordumuz halk arasında çok fazla bilinmeyen bu zaferi imkansızlıklar
içinde kazandı.
29 Ekim 1916 tarihinde Irak cephesinde kazanılan zaferde, Irak petrollerini ele geçirmeye
çalışan İngilizlerle savaşılmış ve Türk birlikleri İngilizleri geri püskürterek, bozguna uğrattı.
13 İngiliz generali esir düştü
Kat'ül Ammere Zaferi, Irak'ta inglizlere karşı verilen en büyük savaş olarak tarihe geçti. Türk ordusu burada tam 350 subay ve 10.000 erini şehit verdi.
Ancak buna karşılık Türk birlikleri, 13 İngiliz generalini, 487 subayını ve ordusundaki 13.300 askerini esir aldı.
Teslim alınan orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de tam 30.000 zayiat verek geri döndü.
Kut (şehir)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kut_(%C5%9Fehir)
Kut (Arapça: كوت ) Kut El Amara, Kut'ül Amara, El Kut olarakta bilinen Irak'ın doğu kesiminde, Bağdat'ın güneydoğusunda, 32.50°N, 45.82°E koordinatlarında, Dicle nehri kıyısında Vasıt ilinin merkezi durumunda 400,000 nufuslu bir kenttir. 1960'a kadar tüm il bu isimle anılırken bu tarihten sonra Vasıt adını almıştır.
Bir su dağıtım kanalı olan Şatt'ül Geraf'ın Dicle'den ayrıldığı noktada yer alması, kent yakınlarında ki Kut barajının Dicleden sulama kanallarına su sağlaması ve tarım ürünlerinin pazarlandığı bir ticaret merkezi olması şehire önem kazandırmıştır.
== Birinci Dünya Savaşında Kutülamare Kuşatması == (7 Aralık 1915 - 29 Nisan 1916)
Tümgeneral Charles Vere Ferrers Townshend komutasındaki İngiliz 6. Poona Tümeni (Hint Tümeni) Bağdat'a ilerlemeye çalışırken 22-23 Kasım 1916'da Serman Pak (Ctesiphon) Muharebesini kazanamayarak geri çekildi ve 3 Aralık'ta Kut'a sığındı.
Yeni kurulan 6. Ordu'nun komutanlığına atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Alman Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'un emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı.
İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki Tigris (Dicle) Kolordusuyla hücuma geçtiyse 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesinde 4000 personeli kaybederek geri çekildi. Bu muharebede ricaat emrini veren 9.Kolordu Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey azledildi ve yerine Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi. 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesinde 1600, 21 Ocak Hannah Muharebesinde
2700 personeli kaybederek geri püskürüldü. İngilizler Mart başında
tekrar taarruza geçti. Ancak 8 Mart 1916'da Sabis (Dujaila) mevkiinde
Miralay (Albay) Ali İhsan Bey (Sabis) komutasındaki 13 Kolordu'ya
hücum ettiyse 3500 personeli kaybederek geri çevirildiler. Bu
yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe
getirildi.
19 Nisan 1916'da von der Goltz Paşa Bağdat'ta bulunan karargâhında tifüsle öldünce yerine Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.
29 Nisan 1916 Townshend birlikleri Kut'ta yaşanan açılıktan dolayı diğer 4 general, 481 subay ve 13100 er ile birlikte teslim etti.
Ancak Başkomutan Vekili Enver Paşa bu zaferden istifade etmeyerek birliklerini İran'a sevkettirdi. Neticede İngilizler 11 Mart 1917'de Bağdat'ı işgal etti.
İngiliz tarihçisi James Morris, Kut'un kaybını "Britanya(İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslim olma" olarak tanımlamıştır. Bu yenilgi İngiliz basınında ve kamuoyunda çok büyük bir infial uyandırdı ve bunun üzerine General Lake ve General Gorringe İngiliz ordusunda görevlerinden alınmış ve yerlerine General Maude getirilmiştir.
Bu çarpışmaların askeri tarih açısından bir başka önemide bilinen ilk havadan ikmal denemesini İngiliz ordusunun Kut'taki birliklerini ikmal için 26 gün boyunca Dicledeki ORA Üs'sünden 3 adet Short 184 tipi 225 beygirlik deniz uçakları ile bu kuşatma sırasında gerçekleştirmiş olmalarıdır.
Ancak bu çaba yeterli olmamış ve sonucu değiştirmemiştir.





