| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Free Photo hosting by PhotoLava.com



acelayouts.com
musâmere

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" SOSYAL GÜVENLİK KAVRAMININ TANIMI VE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMLERİNİN AMAÇLARI Sosyal güvenlik bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan fiziksel ve sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini azaltmak ve kişilere sağlıklı ve asgari bir hayat standardını garanti edebilmek olarak tanımlanabilir. Diğer bir deyişle, sosyal güvenlik insanların bulundukları toplumlarda insan onuruna yakışır bir şekilde, başka insanlara muhtaç olmadan yaşamalarının ve kişisel özgürlüklerinin teminatıdır. İnsanlık tarihinin her döneminde, bireyler kendilerini bir takım risklere karşı korumak ihtiyacı duymuşlardır. Bu anlamda sosyal güvenlik kavramı insanlık kadar eski bir olgudur ve tarih boyunca toplumsal hayatın önemli bir parçası olmuştur. Deniz Olurum Bir çocuk olurum bazen, Annemin elinden sıyrıldım mı Koşmaya başlarım yağmur birikintilerinin içinden Annemin kızmalarına inat. Bir lise talebesi olurum bazen, İlk sigaramı içer, biramı yudumladım mı değme keyfime Ne dert kalır ne tasa sevdiğim kızdan başka... Evinin ekmek derdine düşmüş bir işçi olurum bazen, Ha unutmadan arada bir de, 1970’lere gider solcu olurum, devrim yaparım zannımca, Ceset olurum dar ağaçlarında Kan olurum damarlarda Su olurum çöllerde Aşk olurum sevdalı gönüllerde Bir de şair olurum yanık yüreklerde. Atatürk olurum kurtuluş savaşında Ahmed Arif olurum şiire hasretlerde Mecnun olurum aşık gönüllerde Deniz gezmiş olurum Gemerek’te, Şarkişla’da Bir de yanarım Madımak’ta, Sivas’ta... Deniz Toprak PC görünüşlü, Mac duruşlu sevdiğim Yaşanılanları Kontrol-S ile kaydedip, Kontrol-Z ile geri yaşıyorum Ben sevdamı download edip masaüstüne alıyorum. En çokta ekranı kapladığın o anı özlüyorum Italik yürüyüşlüm, Bold bakışlı sevdiğim... Öyle bir halt yedim ki, sakın affetme beni Simge durumuna küçült, saatlerce beklet beni Tüm sistemlerimi çökert, Ziple sıkıştır ve parçala Alt F4 ile kapat, Shift ile değiştir beni Kedinin mousela oynadığı gibi oyna, Manzaralı mouse pedinde gezdir beni Yeni bir pencere açalım ve unutalım her şeyi Geri dönüşüm kutusuna gönderelim maziyi Kısa yol oluştur fazla bekletme bu seveni En çok Flash Animasyonlu halini özlüyorum PC görünüşlü, Mac duruşlu sevdiğim Kalpten kalbe bağlantım bağlantısı yapılır Kapanır kapılar, ağa oturum açılır Sevdamız monitöre saniyelerle yazılır Disconnect olursam beni yine arar mısın? Masaüstünde bulamazsan belgelerime bakar mısın? Yokluğunda erişim paketi teselli olmasa da Değişiklikleri kaydedip, yeniden bağlanır mısın? Herkesi sen,.....dostun mu sandın,......belki ol..............ağyâr olur. Sadıkâne,.........belki ol...................... âlemde bir.........didâr olur. Yâr olur,...........ağyâr olur,.................didâr olur,.........serdâr olur.Sanma şâhım,...herkesi sen................sadıkâne...........yâr olur. promosyona hayır! öz hâkiki indirim indirin!!! promosyona hayır! sözde değil ÖZ'de indirim indirin!!! Bir Kuruş'un Hâk'kını Aramak İçin Alan Râzı Satan Râzı"**



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

POPSAATİ & PEOPLECLOCK

"DÜNYA'NIN TÜRKÜSÜ" "dünya'nın bütün sabahları"

Yazılar arşiv 11.2007 Other entries in 2007-11 resimler , videolar

Irak'ta İngilizleri nasıl yenmiştik?

Irak'ta İngilizleri nasıl yenmiştik?  
 

Kutul Amare'de (Irak), Halil Paşa komutasındaki Türk ordusu İngilizleri yenmiş ve General Towshend başta olmak üzere 13 bin İngiliz askerini esir almıştı.

 

 

Bu büyük zafer, TRT için hazırlanan 13 bölümlük 'Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular' adlı belgeselle ekrana geliyor.

 

Irak cephesi komutanı ve Teşkilat-ı Mahsusa'nın ilk başkanı Süleyman Askeri'nin Şueybe ormanlarındaki harekâtı, Kutul Amare Zaferi ve hayatı

 

 

boyunca Türk dostu olan Irak'ın en büyük aşiret liderlerinden şeyh Uceymi Sadun Paşa'nın da anlatıldığı belgeselde, Osmanlı'nın Ortadoğu'dan çekilişi ele alınıyor.

 

İzleyiciyi yakın tarihin tozlu sayfalarında yolculuğa çıkaran belgeselde; Medine Müdafaası ve Fahrettin Paşa, Teşkilat-ı Mahsusa Reisi Kuşçubaşı

 

 

Eşref Bey'in Hayber'deki mücadelesi, Kudüs Müdafaası, Türk ordusunun Suriye, Lübnan ve Filistin'den çekilişi, Mısır'da kör edilen esir Türk

 

askerleri, Mehmet Akif Ersoy'un Mısır yılları, Libya'da Trablusgarp direnişi, Cezayir ve Tunus'taki Türk izleri ve İran'da Mirza Küçük Han'a Osmanlı

 

desteği ve Teşkilat-ı Mahsusa gerillası, Ömer Naci'nin İran'daki faaliyetleri, diğer bölümlerden bazıları yer alıyor Belgeselin bugünkü bölümünde

 

 

"Irak/Kutul Amare" ekrana geliyor.

TRT 2 / 23.15

 
11 Kasım 2007, Pazar

 

Galiyev'den Bir Hikaye

IZGIŞ ALMASI (İHTİLAF ELMASI)

                                                                

Kazan Türkçe’sinden Aktaran: Mustafa Toker

                    

      Evvel zamanda Adem babamız Havva anamızla yaşamaya başlayınca Adem babamızı Allahü Teâlâ yanına çağırtır, ağaç saban, beş öküz ve bir kamçı vererek derki:

      -Var dünyada toprağı sür. Neslin topraktan yiyecek almayı öğrensin.

      Adem babamız Allahü Teâlâ’ya üç kere secde edip, şükreder ve evine döner.

      Onu evde Havva anamız görkemli bir tavırla sevinerek bekler.

      O Adem babamızı hazırlayarak uzak yola gönderir.

      Adem babamız yer sürmek için uzağa, çok uzağa gitmesi gerektiğini düşünmüş.

      Uykudan uyanan güneş ağaçların başlarını ışıklarıyla okşayarak yükseliyor...Geyikler, yırtıcı hayvanlar, ötüşen kuşlar, uzun kulaklı korkak tavşanlar, çiçekten çiçeğe konup duran tasasız kelebekler son derece mutlu, sükûnet bilmeyen böcekler, salyangozlar uyanıyor, hepsi de yaşamaya devam etmek arzusundalar...

      Hepsi de diriliyor...Her tarafta hayat dalgaları çalkalanıyor...Tabiattaki bütün herşey bu sihirli ışık altında, sanki sonsuza kadar sürecek bir gençlik, hiç bitmeyecek bir dert hakkında konuşuyorlar gibi. Temiz samimi, tabii bir güleçlikle gök gülümsüyor. Büyük göl sabırlı bir şekilde parlayıp duruyor.

      Adem yola çıkıyor...

      Gide gide Havva anamızda, yurtları da çok uzakta kalıp, göl parıldayan bir nokta gibi görünmeye başlayınca, Adem aleyhisselam durup “acaba çok fazlamı sürmem gerekiyor” diye düşünmeye başlıyor. 

      Epeyce düşünür ve elinde olmadan gözlerinin önüne gelecek devirler gelir.

      Adem aleyhisselam sabanına yapışır ve öküzlerini sürmeye kalkışır. Yerin bağrını yırtası gelmiyor gibi hisseder. Ot kökleri inleşip, ah-vahlarla kopuyorlar gibiydi. Ancak Adem durmuyor, ileri doğru gidiyor da gidiyor...Düşünceleri ise daha da uzakça geleceğe koşuyor...Gelecekte yaşayacak nesilleri düşünüyor.

      Uzağa gittikçe onun zihni daha da aydınlaşıyor, gelecek çok daha parlak, çok daha açık bir şekilde gözünün önüne geliyor gibiydi.

      İşte büyüyor, devamlı çoğalıyor Ademoğulları. Bütün yer yüzü boyunca dağılıyorlar. Onların hareketini yüce dağlar da, ulu ırmaklarda da sıkı ormanlar da durduramıyor. Onlar durmadan çoğalıyor, dağılıyorlar...Bir vakit geliyor o derece çoğalıyorlar ki, yiyecek şey yetmemeye başlıyor. O vakit Adem babanıza insanlar birbirini yiyorlar gibi görünmeye başlıyor. Onun yüreği sıkışıp derinden bir iç geçiriyor ve : “ Durun çocuklarım! Ben sizi açlıktan kurtarayım” diyerek  bağırıyor. Öküzler Adem onlara bağırdı sanıp duruyorlar.

      Adem kendine gelir. Baksa ki önünde yorgun öküzler duruyor. Güneş merhametsizce yakıyor. Onun teninden ırmak gibi ter akıyor. Arkasına dönüp bakıyor. Orada kara yılan gibi saban izi uzanıyor, sonu da görünmüyor.

      Adem aleyhisselam öküzlerin koşumlarını çıkarır ve otlara yayılmaları için gönderir. Kendisi de yemek yemeye koyulur. Sonra yere yatar ve ağır uyku onun kirpiklerini yumdurur.

      Adem şöyle bir düş görür: Onun nesli zenginlik ve mutluluk içinde yamaktaymış. Tüm yeryüzü bahçeler, çiçekli çimenlerle kaplanmış. Her taraf mutluluk padişahlığıymış.

      Sıcaklık çökmeye başlayınca Adem uyanır. Öküzleri de yanına kadar gelmiş. Onlar “Adem’e hizmet etmelisiniz” şeklindeki  Allahü Teâlânın fermanını hiç unutmazlar.

      Adem sabanı sağlamlaştırıp öküzlerini çekerek geldiği tarafa doğru yönelir. İkinci bir tarafı sürerek gider. Önceki sürdüğü yerin başına varınca güneş batmaya başlar artık. Ademin sürdüğü ilk yer işte bu kadar uzundur...

      Adem öküzleri serbest bırakır ve kendisi de Havva anamızın yanına döner. Yorulmuş bir halde ama memnun bir gönülle döner o Havva anamızın yanına. Havva anamız kapı önünde Adem aleyhisselamı beklemektedir. Gözlerinden sevinç ve mutluluk saçılır.

      O vakitten beri Adem aleyhisselam her gün tarlaya gidip derin saban izleri açar duru.r.

      Kırkıncı gün Allahü Teâlâ Cebrail’i yanına çağırır. Der ki: Ey dürüst meleğim! Ademin yanına var ve onu dene...Eğer yerin sahibinin sadece kendisi olduğunu kabul ediyorsa, eğer başkalarının sürmesine de izin vermiyorsa, hediye edilen bu yer insanlar arasında sonsuza kadar  ihtilaf vesilesi olur. Ancak, Adem kibirlenmezse onun nesli güvenilir ve zengin bir hayat geçirir.”

      Cebrail insan suretine girer, bir ağaç saban bulup öküzleri koşar ve Adem’in sürdüğü yeri sürmeye gider.

      Adem aleyhisselam sabah erkenden sürdüğü yere gelince, öküz kovalama sesini duyar, şaşırıp kalır...”Acaba Allahü Teâlâ ikinci bir Adem daha mı yarattı?” diye düşünür.

      Sürdüğü yerin ortalarına vardığında önde bir saban çeken adam olduğu görünür. O dosdoğru Adem aleyhisselama doğru gelir. Adem öküzlerini durdurur. “Söyle bakalım sen bana, kimsin ve niçin başkasının yerini sürüyorsun?” diye sorar Cebrail’e.

      -Beni Allahü Teâlâ yarattı, diyerek gururlu bir cevap verir Cebrail. “Ve o beni yere indirdi. Ben çocuklarımın karnını doyurmak için yeri sürüyorum.”

      Bu durum Adem aleyhisselamı kızdırır.

      -Git burada, diyerek bağırır, “burası bana hediye edildi, ben burayı hiç kimseye vermem. Allahü Teâlâya git. O herşeyden üstündür. Sana başka bir taraftan yer verir.

      Cebrail aleyhisselam “yerinin yarısını ver” diye yalvarırcasına ister. Ama Adem razı olmaz.

      -“Hepsi de benim” der diğer kişiye.

      Cebrail aleyhisselamın gözlerinden keder ve öfke kıvılcımları çıkmış. Kollarını göğe kaldırıp:

      -Ey Allahım...Sen nasıl istiyorsan öyle olsun artık, demiş.

      Bundan sonra çok zaman geçmiş...Çok sular akmış. Ama yeryüzü o zamandan başlayarak “Izgış alması” olarak kalmış. Halklar birbirleriyle savaşıyorlar, kardeş kardeşe el kaldırıyor, babalar oğullarına zehir içiriyor, oğulları da babalarına. Her yerde haddi hesabı olmayan kanlar oluk oluk akıyor ve hıçkıran yeri suluyor.

      bu günde bir yerlerde, kanlı sisler ardından savaşlarda ölenlerin cesetleri üstünden uğursuz sesler işitiliyor gibi:

      -Bana yer gerek, yer...

      Ve bu kıyamete kadar böyle olacak.

 

 

 

IZGIŞ ALMASI (İHTİLAF ELMASI)

 

     Sultan Galiyev, bir siyaset adamı, teorisyen, asker olduğu kadar kalemi güçlü bir edebiyatçıdır. Genç yaşlarında Rus yazarlarının hikaye ve romanlarını Kazan Türkçe’sine çevirmiştir. Onun gençliği Kazan Türklerinin yenilikçi edebi akımının doğup geliştiği yıllara rastlamaktadır. Bu yeni edebiyatın temsilcilerinden etkilenmiş ve o da şiirler, hikâyeler, nesirler yazmıştır. Siyasi kişiliği bu gün ülkemizde yeni yeni tanınmaya başlayan Sultan Galiyev’in edebi kişiliği üzerine henüz kalem oynatan olmamıştır. Sultan Galiyev çoğunluğu gazetelerde olmak üzere takma adlarla pek çok edebi eser yazmıştır. Kullandığı takma adlar; “Suhoy”, “On”, “M.S.”, “Karmaskalinets”, “Sın Naroda”, “Uçitel Tatarin” dir.

      Sultan Galiyev’in kaleme almış olduğu edebi eserlerinin de bir an önce Türkiye Türkçe’sine aktarılması onun fikri dünyasının da daha iyi tanınmasına yardımcı olacaktır. Mustafa Toker tarafından Türkiye Türkçe’sine aktarılan “Izgış Alması (İhtilaf Elması)” adlı küçük hikâyesi 1914 yılının 8 Haziranında “Musulmanskaya Gazeta” da “Kölki Baş” imzası ile yayımlanmıştır. Kazan Türklerinin tanınmış tarihçilerinden Ildus Gıyzettullin aynı hikâyeyi “Miras” dergisinde 5(6) 1992 yılında “Tatar Legendası” başlığı altında yeniden yayımlamıştır. Mustafa Toker tarafından Türkiye Türkçesine aktarılan hikâye “Miras” dergisindeki yayınından alınmıştır. (Miras, Bötündönya Tatarlarının Aylık Edebi-Nefis hem Fenni-Popular milli Jurnalı, Sayı: 5(6), Kazan 1992)

 

 

TRT’de yakın tarih belgeseli

TRT’de yakın tarih belgeseli;

Irak’ta İngilizleri nasıl yenmiştik?

Birinci Dünya savaşında Çanakkale kadar önemli bir zafer daha kazanmıştık. Irak’ta Kutul Amare’de, Halil Paşa komutasındaki Türk ordusu İngilizleri yenmiş ve İngiliz ordu komutanı General Towshend başta olmak üzere 13 bin kişilik İngiliz askerini esir almıştı.

Fazla bilinmeyen bu büyük zafer, TRT için hazırlanan bir belgeselle ekranlara geliyor.

Irak cephesi komutanı ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk başkanı Süleyman Askeri’nin Şueybe ormanlarındaki harekatı, Kutul Amare zaferi ve hayatı boyunca Türk dostu olan Irak’ın en büyük aşiret liderlerinden şeyh Uceymi Sadun Paşa’nın da anlatıldığı belgesel, 11 kasım Pazar akşamı TRT 2 ekranlarında yayına girecek.

Sencer Film tarafından hazırlanan “Yakın tarihin izinde anılar ve duygular” isimli 13 bölümlük belgesel program Osmanlı’nın Ortadoğu’dan çekiliş öykülerini anlatıyor.

Programın diğer bölümlerinde her biri ilk defa bir belgesel konusu olarak ele alınan yakın tarihimizin çok önemli sayfaları anatılıyor. Medine Müdafaası ve Fahrettin paşa, Teşkilat-ı Mahsusa reisi Kuşçubaşı Eşref Bey’in Hayber’deki mücadelesi, Türk ordusunun Kudüs müdafaası, Ürdün’de Mustafa Kemal’in kendisini misafir eden Mahmud Humud’a hediye ettiği koldüğmeleri, Türk ordusunun Suriye, Lübnan ve Filistinden çekilişi, Mısır’da kör edilen esir Türk askerleri, Mehmet Akif Ersoy’un Mısır yılları, Yemende Türkler, Sudan ve zenci Musa’nın öyküsü, Libya’da Trablusgarp direnişi, Cezayir ve Tunus’taki Türk izleri ve İran’da Mirza Küçük Han’a Osmanlı desteği ve Teşkilat-ı Mahsusa gerillası Ömer Naci’nin İran’daki faaliyetleri, diğer bölümlerin konuları arasında.

Süleyman Askeri Şeyh Uceymi Sadun Paşa

Ahmet Özcan, Dr. Ramazan Yıldırım ve Selim Aytekin yönetiminde bir yıllık hazırlık süresiyle ve yüzlerce kitap ve arşiv kaynaklarından faydalanılarak hazırlanan belgeselde, Prof. Ekmelettin İhsanoğlu, Prof. Ahmet Davutoğlu Prof. Mim Kemal Öke, Prof. Ahmet Kavas, Prof. Ali Fuat Bilkan Doç.Nesime Ceyhan, Doç. Ömer Osman Umar, Dr. Mehmet Niyazi Özdemir ve Orhan Koloğlu gibi uzman isimlerle, 13 ülkeden tarihçi ve akademisyenle, Fahrettin Paşa, Uceymi Sadun Paşa gibi dönemim önemli kahraman isimlerinin yaşayan yakınlarıyla tarihe ışık tutan söyleşiler de yer alıyor.

“Yakın tarihin izinde/ anılar ve duygular” belgeseli, Osmanlı-Türk ordularının 1. Dünya savaşında Ortadoğu’dan çekilirken kaybettiğimiz yüzbinlerce şehidimizin aziz hatıralarını, şehit düştükleri topraklarda bize bıraktıkları mirası anlatıyor.

 

 

Bu önemli belgeselin ilk bölümü

 

“Irak/Kutül Amare” , Pazar akşamı 23:15’te TRT 2 ekranlarında…

 

hayret youtube yok herşey var bu yok!!!

 

 

 

Tarih ortak, izler aynı

Ortadoğu ile Türkiye'nin tarihsel, duygusal ve sosyal bağlarını konu edinen 13 bölümlük yeni bir belgesel başlıyor. Yapımın ilk bölümünde Irak var

 

Tarih ortak, izler aynı

Ortadoğu ile Türkiye'nin tarihsel, duygusal ve sosyal bağları son dönemde sıklıkla tartışılan konular arasında yer alıyor. TRT böyle bir dönemde 13 ülkede 13 temel öykü etrafında dostluk, dayanışma, Türkiye sevgisi ve pek çok bağı konu edinen yeni bir belgeseli izleyiciyle buluşturuyor. Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular adlı yapımda, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinde, Osmanlı'ya ait bölge coğrafyasında, Anadolu gençlerinin verdiği mücadelenin izleri keşfedilerek bu mücadeleden kalan dostluk ve dayanışma öykülerine yer veriliyor. Osmanlı'dan kopan ülkelerde halen yaşayan ya da aile geleneği içerisinde aktarılarak bu güne kadar gelen o döneme ait izler ve hatıralar gündeme getiriliyor. Belgeselin ilk bölümünde, Safiye Ayla'nın eşi Şerif Muhittin Targan'ın ailesi ekseninde 1. Dünya Savaşı ve sonrasında Türk- Irak dostluk öyküleri anlatılıyor. Türkülerimize, atasözlerimize ve deyimlerimize konu olacak kadar bizden olan Bağdat, Musul ve Kerkük'ün Birinci Dünya Savaşı'na tanıklık yapmış hala dimdik ayakta duran hatıraları ekrana taşınıyor. Belgeselde ayrıca Türkiye ile ortaklık kurma girişimleri için Ankara'ya gelme hazırlığındaki bir başbakanın devrilmesi ve idamı da ele alınıyor.

 

TRT 2 / 23.15

ÇALTI KÖYÜNÜN TARİHİ

http://www.caltikoyu.com/images/yoruk.jpg

http://www.caltikoyu.com/images/yoruk.jpg

Kütahya Kütahya Cami ve Mescitleri

Kütahya Kütahya Cami ve Mescitleri


Ulu Cami (Merkez)

Kütahya, Gazi Kemal Mahallesi’nde, Ulu Cami Caddesi ile Gediz Caddesi arasında bulunan Ulu Cami, XIV.yüzyılın sonlarında yapılmıştır. Yapımına Yıldırım Beyazıt tarafından başlanmış, Çelebi Mehmet tarafından da 1411’de tamamlanmıştır. XIV. yüzyıl sonundan XX.yüzyıl başına kadar çeşitli onarımlar geçirmiş ve bugünkü durumunu XX. yüzyılın başında almıştır. Evliya Çelebi, caminin Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) Mimar Sinan tarafından onarıldığını belirtmiştir. Kanuni sultan Süleyman Rodos (1522-1523) ve Irakeyn (1534-1535) seferlerine katılmadan önce bir süre Kütahya’da kalmıştır. Caminin yenilenmesini mimar Sinan’dan bu sırada istemiş olması mümkündür.

Kütahya’nın en büyük camilerinden olup, 45.00x25.00 m.lik bir alana yayılmıştır. Şehrin en geniş iç mekânına sahip olan cami avlusuzdur. Bugünkü konumuyla iki kubbe ve altı yarım kubbe ile bu kubbeler desteklenmektedir. İbadet mekânı dikdörtgen planlıdır. Kuzey yönünde beş bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Caminin çevresindeki hazire XX. yüzyılın sonlarına doğru kaldırılmıştır. Yapımında kesme taş kullanılmış, kubbelerin saçakları altına tuğlalar yerleştirilmiştir.

Cami bugünkü kubbeli durumunu XIX.yüzyılın sonunda almıştır. Batısındaki bir bölüm XIX. yüzyıl sonunda örülmüş ve Vahit Paşa Kütüphanesi olarak kullanılmıştır. Kütüphanenin kapısı üzerine kitabe yerleştirilmiştir:

“Kâmus-ı ilm û irfân sabık reis-i zişân
Yani vâhid-i devrân allâme-i zemâne
Misbâh-ı din û Devlet müşkât-ı bezm-i Re’fet
Zav’i serac-ı himmet bir fazıl-ı yegâne
Muhtârı âkılânın burhân-ı fâzılânın
Mirsâd-ı vâsılanın her tavrı âkilâne
Kıldı o zat-ı Vâlâ dârü’l-kitâb inşa
Koydu fünun-ı Şeti lütfetti tâlibâne
Tahrir olundu aynı nazmü’l-lü’l tarih
Cud-i Vahid Efendi yaptı Kitabhanân
Sene 1227 (1812).”

Minaresi Kuzey, doğu ve batı yönünde caminin üç girişi bulunmaktadır. Kuzeydoğu dış köşesinde çıkıntılı olarak yer almaktadır. Minare kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır:

“Bu binayı göricek dedi Subhi tarih
Cami-i Yıldırıma kıldı minare Mahmud 961 (1554)”.

Son cemaat yeri XIX.yüzyılda camekânlarla kapatılmıştır. Son cemaat yerinin orta bölümü tromplara oturtulmuş bir kubbe ile örtülüdür. Yan bölümler birbirinin eşi olmayan tekne tonozlarla örtülüdür. Bu bölümün batı kenarı duvarla ayrılmış ve kütüphane meydana getirilmiştir. Portal dışarıya taşkın olup üzerine onarım kitabeleri yerleştirilmiştir.

“Zehi valâ Ulu Cami ki Sultan Yıldırım Han’ın
Bula ruhi mesubat beka ül hayırdan te’sir
Mürur-ı vaktile muhtaç iken tamir ü termime
Görüp ikmalini şimdi cemaat aldılar tekbir
Duaya bir eser babında Ragıp yazdı tarihin
Hele oldu Ulu Cami Kemal-i hüsn ile tamir
Sene 1223 (1808-1809)”.

Bu kitabenin üzerine XIX. yüzyılda yapılan onarımlardan söz eden bir başka kitabe daha bulunmaktadır:

”İşbu Kütahya camiin beşyüz sene evvel bina etmiş idi
Cennetmekân Sultan Gazi Bayezid

Bin iki yüz yirmi iki sâlinde Sultan Mustafa kılmış
liveçhillah atâ tamirine nakd-ı mezid

Amma ki olmuş idi sakf û cidarı rahneder
Te’yid_i bünyana lüzum oldu bu esnada bedid

Emr eyledi ihyasın ol mabed-i pâkin heman
Abdülhamid Han kim anın âsarı bin adid

Mermer sütun üzre olub takı kubâb ile refi
Virdi tenasüb va’zına Hakkâ ki bu tarz-ı cedid

Hak bani-i zişanın eyyam-ı ömr û şevketin
Etsün tâ yevmü’l kıyam taht-ı hilafetde medid

Vali iken yazdı Celâl tarih-i cevher darını
Kubbuli kıldı mabedi tecdid Han Abdülhamid
1330 (1891-1892)”.

Bu kitabelerden de anlaşılacağı gibi, 1808-1809 onarımından sonra XIX.yüzyılın sonunda yapının yeniden onarılarak üst örtüsünün kubbeli yapıldığı anlaşılmaktadır.

Portal kütlevi görünümde olup sivri kemerli derin bir niş şeklindedir. Kapının üzerinde Kütahya’nın önemli camilerinde görülen saraçlı keçe veya kilim kapı örtülerinden kitabeli olanı buraya konulmuştur.

Bu giriş yakınındaki Vacidiye Medresesi portaline benzemektedir. İbadet mekanı iki sıra halinde üçer sütun ile üç sahna ayrılmıştır. Girişin ekseninde iki kubbe birbirini izlemektedir. Kubbelerin dışında kalan bölümler karşılıklı ikişer elips şeklinde yarım kubbeler ve mihrap yarım kubbesinin yanında da ikişer küçük kubbe bulunmaktadır. Bu üst örtü sisteminde sütunlar birbirlerine kemerlerle bağlanmış, ayrıca duvarlardaki çıkmalara da bağlanmışlardır. İbadet mekânı altlı üstlü iki sıra halinde pencerelerle aydınlatılmıştır.

Mihrap dışa doğru çıkıntılıdır. Bu bölüm kalın sivri bir kemerle ana mekândan ayrılmıştır. Derinliği ve genişliği fazla olmamakla beraber ibadet mekânından ayrı düşünüldüğü açıkça görülmektedir. Mihrabın eski yapının izlerini taşıdığı görülmekle beraber yenilendiği de açıkça örülmektedir. XIX.yüzyılın özelliklerini yansıtan üçgen alınlık ve çevresindeki bezeme geç döneme işaret etmektedir. İçerisi koyu ve açık yeşil, kırmızı, sarı renklerde perde motifi burada da tekrarlanmıştır. Geç devir motiflerinden vazodan çıkan çiçekler burada da görülmektedir. Mihrap nişinin üzeri yarım kubbe şeklinde bir tonozla örtülmüştür. Mihrap çevresi kaval silme kornişlerle çerçeve içerisine alınmıştır. Mihrap ahşaptandır geometrik yıldız ve geçme motifleri XV. Yüzyıldan kaldığını açıkça göstermektedir.

İbadet mekânı bezeme, özellikle kalem işi yönünden oldukça zengindir. Ana mekânı mihrap bölümünden ayıran geniş kemerin içerisi Nur suresinin bir ayetle doldurulmuştur. Burada Kütahyalı Hattat Halil Mahir bin Mehmet’in ismi yazılıdır. Kubbeler, pandantifler, kasnaklar ve kasnak pencereleri yoğun biçimde kalem işleri ile bezenmiştir. Duvarların alt kısımlarında ampir üslubunda nakışlar ve iri sütun taklitleri görülmektedir. Pencerelerin kenarlarına ince bir bordür halinde asma kıvrımları yerleştirilmiştir. Kubbelerin göbeklerinde, pandantiflerde daireler içerisine yazı istifleri, kenarlarına da yaprak motifleri yapılmıştır. Bu bezemede “El-hakir Ahmed” ismi yazılıdır. Mihrabın sağında dört kareden meydana gelmiş Kâbe tasviri camideki tek çini kompozisyonudur.


Yukarı Kale (Kale-i Bâlâ ) (Hisar) Camisi

Kütahya Maruf Mahallesi’nde, Kale içerisinde bulunan bu mescit, giriş kitabesinden öğrenildiğine göre; Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından 1377-1378 yılında yaptırılmıştır.
Mescit yapılan onarımlar nedeniyle özelliğini bütünüyle yitirmiştir. Eski camiden yalnızca kuzey-doğu köşesinde bir duvar parçası ile minarenin kaide ve şerefe kısmı kalmıştır.

Cami kare planlıdır. Moloz taş ve tuğladan yapılmış, üzeri düz bir çatı ile örtülmüştür. Meyilli bir arazide ve yer yer doldurulmuş toprak arazide yapıldığından planında bazı uyumsuzluklar görülmektedir.

Giriş kapısında dikdörtgen bir kitabe boşluğunda üç satırlık Arapça bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe bir süre Kütahya müzesinde koruma altına alınmış, sonrada buraya konulmuştur.

Kitabe:

“Ammere haza el-mescid el mübarek hazret el emirü’l-kebir a’delle’l-verâ
Sultanü’l-Germiyaniye Süleyman Şah bin Muhammed bin Yakub
Eyyede’l-lâhu memleketehu fi şuhûri seneti tis’a ve seb’in ve sebamie 779 (1377-1378)”.

Caminin ibadet mekânı güneyde mihrabın iki yanında iki batıda tek, doğuda da düzensiz olarak yerleştirilmiş üç pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrabın bir özelliği bulunmamakta, cami içerisinde de dikkati çeken bir bezeme ile karşılaşılmamaktadır.

Caminin orijinal yapıdan kalan minaresi düzgün kesme taş ve aralarında iki sıra taş hatıllarla dikkati çekmektedir. Ayrıca burada devşirme taşların kullanıldığı da görülmektedir. Gövde güdük ve yuvarlak olup tuğladan yapılmıştır. Demir parmaklıklı şerefe ile üst kısmı sonradan yapılmıştır.


Aşağı Kale (Kale-i Sagir) Mescidi (Merkez)

Kütahya Aşağı Hisar Mahallesi’nde, Sağır Sokak’ta bulunan bu mescit Osmanlı döneminde yapılmış surların kuzeyinde ve onların bitiminde bulunmaktadır. Mescit, Kale-i Sağır, Aşağı Hisar, Yeni Hisar, Yenice Hisar ve Ulupınar Mescidi isimleri ile tanınmıştır.

Mescidin 3.30 m. altında taştan su tesisleri bulunmaktadır. Ancak bu kısımlar zamanla değişikliğe uğramış ve orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır. Buradaki su tesisleri üç dikine bölümden meydana gelmiştir. Bölümlerin üzeri tonozlarla örtülmüştür. Uzun süre bu su tesisleri mahalle halkının çamaşırlığı olarak kullanılmıştır. Buradaki dar bir geçitten mescidin içerisine girilmektedir.

Basit ve altıgen gövdeli mescidin duvar kalınlılıklarında farklılıklar görülmektedir. Üzeri alttaki tonozlara oturtulmuş içten prizmatik Türk üçgenleri üzerinde yükselen kubbesi vardır. Ancak bu üst örtü çatı altına alındığından orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Mescidin içerisine basit bir minber ile mihrap nişi, kuzeyine de ahşap bir asma kat eklenmiştir. Mescit günümüzde daha çok türbeyi andıran bir görünümdedir.


Balıklı Camisi (Merkez)

Kütahya Balıklı Mahallesi’nde bulunan caminin kapısı ve minare kaidesi üzerindeki kitabelerden Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246) döneminde Kütahya Fatihi olarak tanınan Hezar Dinari tarafından 1237’de yaptırılmıştır. Daha sonra Germiyanoğlu Süleyman Şah (1361-1387) zamanında Özbek Subaşı tarafından 1381-1382 yılarında onarılmıştır. Bir diğer kitabeye göre de; 1642-1643 yıllarında Salih Mehmet isimli bir kişi minareyi yaptırmış içeriye bir de minber koydurmuştur.

Cami kare planlıdır, önünde üç bölümlü son cemaat yeri bulunmaktadır. Caminin kuzeyinde iki kademeli saçakları olan son cemaat yeri yan duvarların uzantıları ile iki mermer sütuna oturtulmuştur. Bugün son cemaat yeri camekânla kapatılmıştır. Son cemaat yerinin kuzeydoğusunda avlunun köşesine kesme taş kaideli çifte şerefeli tuğla minare yerleştirilmiştir. Giriş kapısı ve minaredeki kitabelerden caminin epey değişikliğe uğradığı anlaşılmaktadır. Caminin kuzey yönündeki giriş kapısı üzerinde yan yana duran kitabeler caminin yapımı ile ilgili bilgileri içermektedir:

“Fi eyyâmi devleti el-Sultan el-a’zam zıllu’l-lâh
Fi el-âlem Gıyas el-dünya ve’d-din Ebü’l-feth Keyhüsrev bin
Keykubad eyyede’l-lâhu Saltanatahu emere bi’imâreti el-mescid
El-Emir el-İsfehselar el-ecellül-Kbir İmâdel-din
Hezar Dinari Betârihi Şevval senete erbaa veselâsin ve sittemle 634 (1237)”

Bugün kapatılmış olan kasnak penceresinin doğusundaki kitabe:

“Emere bi imâreti haza el-Mesid el-mübarek el Emir
El-Ekrem zeynü’l-haremeyn Ebü’l-hayrat
Özbek Subaşı dâme tevfikahu ve bereketehu
Li seneti selâse ve semânine ve seb’amie 783 (1381-1382)”

Minare kaidesindeki kitabe:

“Yine Salih Mehmed yani sahib hayr din-perver
Vücûd-ı pâkile oldur melik siret beşer manzar

Hezâr Dinar bina ettiği mescidi edip cami
Nice himmetle yaptı bir minare dahi bir minber

Bugün bu âlem-i fânide ol kim hayre sâioir
Şefi’i ola yarın dilerim mahşerde Peygamber

Seda û nağme û tekbir erince arş-ıa’laya
Ezana kademsitan çıktığı demde müezzinler

Zer ü mükellefdir deyu ben dest-i gayb Arif
Yazar tarihini bihali ta’âlâ şânuhu ekber
Sene 1052 (1642-1643)”,

İbadet mekânı kasnaklı ve tromplu bir kubbe ile özeri örtülmüştür. Mescidin ilk yapılışında da tek kubbeli bir mescit olduğu sanılmaktadır. İçerisi batı duvarındaki iki, kasnak bölümündeki dört yana açılmış pencerelerle aydınlatılmıştır. Mihrap son devirlerde yapılmıştır. İki yanında plasterlerle çıkmaları olan üzeri üçgen alınlıkla sonuçlanan mihraplardan bir örnektir. Burada karışık bitki desenleri, alınlıkta da çini kaplamalar görülmektedir. Mihrabın bir köşesinde de Kütahyalı Mehmet Hilmi’nin 1898-1899 yılında mihrabı yaptığını gösteren küçük bir kitabe vardır.


Hıdırlık Mescidi (Merkez)

Kütahya’nın güneyinde Hıdırlık Tepesi üzerinde bir kaya bloğu üzerinde bulunan mescidi kitabesinden öğrenildiğine göre; Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Anadolu Selçuklu emirlerinden Hezar Dinar tarafından 1243-1244 yıllarında yaptırmıştır. Mescidin kuzey cephesinin eyvan biçimindeki duvarlarının ortasındaki kapının üzerinde dört satırlık Selçuklu sülüsü ile kitabesi bulunmaktadır:

“Fı eyyâmi devleti el-Sultan el-a’zam zıllu’l-lâh fi’l-âlem
Gıyas el-dünya ve’d-din Ebu’l-feth Keyhüsrev bin Keykubad eazze’l-lahu ensârehu
Emere biimâreti el-Mescidi’l-mübarek el-abdü’z-za’if el-Muhtaç ilâ rahmeti’l-lâhi Ta’ala
İmâd el-din Hezar Dinari, Betârihi seneti ihdâ ve erba’in ve sittemie 641 (1243-1244)”

Mescit kare planlı olup üzeri Türk üçgenleriyle geçilen tuğla bir kubbe ile örtülmüştür Güneyde basit dikdörtgen mihrap nişi bulunmaktadır. Mescit değişik zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır. Prof.Dr. Ara Altun’a göre burada Büyük Selçuklu camilerinin ilk şekli olan kubbeli mekâna eyvan birleştirilme şemasının çok küçük ölçüde uygulandığı görülmektedir. Anadolu’da son cemaat yeri gelişmesinde bu küçük yapının önemli bir yeri vardır.


Hezar Dinari Mescidi (Merkez)

Kütahya Ulu Cami’nin doğusunda, Kütahya Mevlevihanesi’nin (Dönenler Camisi) semahanesine bitişik olan bu mescidin, Hezar Dinari tarafından 1243-1244 yılları arasında yaptırıldığı sanılmaktadır.

Mescit kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Üzeri sekizgen kasnaklı, tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin üzerindeki piramit külahı kiremitle kaplanmıştır. Mescit sivri bir kemerle Mevlevihane’nin semahanesine açılmaktadır.

Ergün Çelebi’nin 1360 yılında buraya gömülmesinden sonra, Onu diğer gömüler izlemiş ve bugün Mevlevihane’nin türbesi konumuna gelmiştir. Yapı değişik dönemlerde onarım geçirmiştir.


Pekmezpazarı (Hacı Ahmet, Analcı, Analıca) Mescidi (Merkez)

Kütahya Mevlevihanesi’nin karşısında, Pekmezpazarı Köprüsü’nün yanında bugünkü Kütahya Belediyesi İşhanı’nın karşısında bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre, Germiyanoğlu Süleyman Şah zamanında, Yusuf oğlu Hacı Ahmet tarafından 1369 yılında yaptırılmıştır. Bu kitabenin Süleyman Şah dönemine ışık tutması yönünden de önemi vardır.

Kitabe:
Benâ haze’l-mescidi’l-mübarek fi devleti el Sultan el-a’zâm
El-âdil Şâh Çelebi halledallahu mülkehu
Taleben li-merzâtihi li-kavli’n-Nebi aleyhi’s-selâm men
Beallahu mesciden
Yebteği bihi echullahi benallahu lehu fi el-Cenneti mislihi
İbn el-Hac el Haremeyn Hac
Ahmed bin Yusuf fi muntesifi Şehri’l-muharrem
Fi Seneti ihdâ ve Seb’ine ve Seb’amiete (771) 1369.

Mescit kare planlı küçük bir yapıdır. Duvarları taş ve tuğla karışımından yapılmıştır. Kuzeyine tuğladan camekânlı ve oldukça dar üzeri çatılı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Minare son cemaat yerinin içerisinde, kesme taştan olup, yenidir. İbadet mekânının üzerini örten kubbe 90 cm. kalınlığındaki duvarlara Türk üçgenleri ile oturtulmuştur. Mihrap yakın tarihlerde üst kısmı dışarı taşkın bir niş biçiminde yapılmış olup, minberi de yenidir. İbadet mekânını örten kubbe göbeğine bir ayet yazılmış, etrafı bitkisel motifli bir bordür ile çevrilmiştir.


Kurşunlu Camisi (Merkez)

Kütahya Paşam Sultan Mahallesi’nde bulunan bu cami, Kasım Paşa Camisi olarak da tanınmaktadır. Osmanlı döneminde, 1520' de Anadolu Beylerbeyi olan Kasım Paşa tarafından 1520’de onarılmıştır. Bundan ötürü de camiye Kasım Paşa Camisi, onarım sırasında önceden kiremitle örtülü olan kubbe kurşunla kaplandığı için de Kurşunlu Camisi adını almıştır.

Giriş kapısı üzerindeki üç satırlı sülüs yazılı kitabesinden, Germiyanoğlu Süleyman Şah zamanında Ahi Şeyh Mahmut bin Şeyh Alaeddin tarafından 1377-1378 yılında yaptırıldığı öğrenilmiştir.

Kitabe:
Amere haza el-mescit el-mübarek bereketü’l İslâm ve’l-müslimin mevhar-i ehl
El-fütuvvet ve’l-mürüvvet el-şeyh Muhammed ibn Şeyh Alaü’d-din ibn Şeyh
Nurel-din fi Şuhuri seneti tis’a ve şeb’in ve seb’a mie. Ta nefha-i sûr ma’mûr bâd 779 (1377-1378).

Cami kare planlı olup, önünde üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Minaresi doğuda olup, ibadet mekânı ile son cemaat yerinin bitiştiği yerdedir. Cami kesme taş ve yer yer de tuğladan yapılmıştır. Üzeri kasnaklı taş bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânını örten kubbe Türk üçgenlerinin üzerine oturtulmuştur. Mihrap ve minber sonradan buraya eklenmiş, mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Cami içerisinde bir bezeme bulunmamaktadır.

Caminin doğusunda dışarıya taşkın kaide üzerindeki minaresi bir sıra kesme taş, iki sıra tuğla hatıllıdır. Bundan sonra gelen gövde tuğladan yapılmış, şerefe altında iri tuğladan mukarnaslar görülmektedir. Burada firuze, lacivert ve mor renkte sırlı tuğlalar kullanılmıştır. Minarenin orijinal olup, erken dönemden kaldığı anlaşılmaktadır.


Süleyman Bey (Servi, Çatalçeşme) Mescidi (Merkez)

Kütahya Servi Mahallesi’nde bulunan bu mescidi, kitabesinden öğrenildiğine göre; Germiyanoğlu Süleyman Şah döneminde, Ali Bey oğlu Hacı Süleyman 1381-1382 yılında yaptırmıştır. XVI.yüzyıl Vakıf kayıtlarında Hacı Süleyman Mescidi olarak ismi geçen bu mescit yanındaki çeşmeden ötürü de Çatalçeşme Mescidi olarak da anılmaktadır. Giriş kapısı üzerinde bulunan beş satırlık mermer, sülüs yazılı kitabesi son onarım sırasında dış kapının üzerine yerleştirilmiştir.

Kitabe:
Bena haza el-Mescit el-mübarek
Me’mûren ve’l-izn min kabl
Mefharü’l-a’yan el-Hac
Süleyman bin Alibek tâbe serâhu
Li seneti selâse ve semânine ve seb’amie 783 (1381-1382).

Mescit kare planlı, tuğla kubbeli küçük bir yapıdır. Kubbeye geçiş tromp ve Türk üçgenleri ile sağlanmıştır. Kuzey yönünde ahşap bir son cemaat yeri vardır. Minber ve mihrabı oldukça basittir. Güneydoğu köşesindeki minaresi yakın tarihlerde yapılmıştır.


Aslan Bey (Meydan) Camisi (Merkez)

Kütahya Meydan Mahallesi’nde, Kapan Deresi kenarında bulunan bu cami, vakıf kayıtlarında Aslanzâde Mescidi olarak geçmektedir. Kitabesi günümüze gelememiştir. Aslan Bey’in Çelebi Mehmet ve II.Murad ricalinden olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Cami, vakıf kayıtlarına, arşiv defterlerine göre XVI.yüzyılda yapılmıştır.

Cami kesme taş ve tuğladan, kare planlı, tek kubbeli bir yapıdır. Önünde üç bölümlü son cemaat yeri bulunmaktadır. Batıda ana mekân ile son cemaat yerini ayıran duvarın köşesine de minare yerleştirilmiştir. Caminin duvarları oldukça kalın olup, batıya bakan cephesi ile kuzeydeki son cemaat yeri kesme taştan yapılmıştır. Son cemaat yerinin köşeleri L biçiminde payeleri anımsatacak şekilde iki yanda geniş kemer açıklıklarına sahiptir. Günümüzde son cemaat yeri demir doğramalı bir camekânla kapatılmıştır. Son cemaat yerinin üzerini örten üç kubbe sekizgen kasnak üzerindedir.

Caminin dış görünümünde dikkati çeken bir nokta da kare planlı ana mekânın doğu ve batısındaki geniş kemer açıklıklarıdır. Bu kemerin ortasında dar ve uzun pencereler bulunmaktadır. Cami yanındaki Kapan Deresi’nin taşmasından ötürü zarar görmüş ve değişik zamanlarda onarılmıştır.

Mihrap dışa taşkın bir niş şeklinde olup, bezemesiz iki sıra bordür arasında kaş kemerli ve mukarnas dolguludur. Mihrap duvarı ve ahşap mahfil 1967 yılında yeni yapılmış Kütahya çinileri ile bezenmiştir.


Hisarbeyi Oğlu Mustafa (Saray) Camisi (Merkez)

Kütahya, Saray Mahallesi, Hükümet Konağı yanında bulunan bu cami, halk arasında Saray Camisi olarak da tanınmaktadır. Kitabesinden öğrenildiğine göre II.Yakup Beyin Subaşısı Hisar Beyi oğlu Mustafa Bey tarafından 1487-1488 yılında yaptırılmıştır.

Kitabe:
“Fi eyyami devleti el-Sultan el-azam Zıllullahi fi’l-alemi el-Sultan Bayezid bin Muhammed Han
Halledellahu mülkehu bena ve amere haze’l-Mescidi’l-mübarek el-Şerif. El fakir el-muhtac ila
El-Rabbi’l-Kerim el-latif Mustafa bin Hisarbeyi el-abd el-zaif afallahu anhuma
El-rahim el-reûf taleben li-rıza el-Hak el-atûf haresellahu mine’l-hed-mi ve’l harki fi tarih sene 893 (1487-1488).”

Cami Anadolu valisi Yahya Paşa tarafından 1749-1750 yılında onarılmıştır. Bunu belirten çini kitabe mahfilin doğu kanadına yerleştirilmiştir.

“Dedi ol asaf tamam itmamına tarihini
Yahya Paşa etti hakka bu kadim mabed ihya. 1164 (1749-1750)”.

Bu onarımdan sonra yakın tarihlerde yapılan onarımlarla cami adeta yenilenircesine onarılmış, son cemaat yeri yeniden yapılmıştır.

Cami düzgün kesme taş ve tuğla hatıllı olarak yapılmıştır. Taşlar iki yandan ikişer dikey tuğla ile kesilmiştir. Çatı hizasında iki kirpi saçak yapıyı çepeçevre dolanmaktadır. Cami kare planlı olup, mihrap yönünde kareye yakın büyük bir bölüm dışarı çıkıntılıdır. Bu bölüm ibadet mekânından tek bir basamakla ayrılmıştır. Caminin 1957 yılında yapılan onarım öncesinde son cemaat yerinin kemer ve kubbeleri tamamen yıkılmıştır. Eski fotoğraflarına göre son cemaat yerinin üç bölümlü ve kubbeli olduğu görülmektedir. Bugün son cemaat yeri yine üç bölümlü ve üç kubbeli olarak yapılmıştır. Bu kez ağaç gergiler yerine demir gergiler kullanılmıştır. Yuvarlak sütunların başlıkları da baklavalı olarak yapılmıştır. Onarım sırasında giriş kapısı da değişmiştir. Son cemaat yeri camekanlarla çevrilmiş, kitabelik yerine de XVIII.yüzyıl çinileri yerleştirilmiştir.

İbadet mekânının ilk bölümü kare planlı olup üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Mihrap çıkıntısı yan duvarların 2.50 m. içerisinden başlamaktadır. Bu bölüm geniş ve sivri bir kemerle kare bölüme bağlanmıştır. Üzeri kubbe tonozu ile örtülmüştür. Mermer mihrap sütunçeli, üç kenarlı ve mukarnas dolguludur. Orijinal olan mihrap üç yönden bordür çinileri ile çerçevelenmiştir. Orijinal taş minber çini ile kaplanmıştır. Bu çinilerin bir kısmı XV. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Mihrabın köşk kaidesinin dış korkulukları XVIII.yüzyılda Yahya Paşa tarafından buraya konulmuştur.

Kubbe kalem işleri ile bezenmiştir. Burada çifte kollu bir yıldızdan çıkan çifte vavlar dikkat çekicidir.


Karagöz Ahmet Paşa Camisi (Merkez)

Kütahya Cumhuriyet Caddesi’nde, Küçük Çarşı denilen semtte bulunan bu camiyi Beylerbeyi ve Anadolu Valisi Karagöz Ahmet Paşa başlatmış, cami, medrese ve sıbyan mektebi, Paşa’nın Şahkulu isyanında, 1511’de öldürülmesinden sonra vasiyeti üzerine eşi tarafından tamamlanmıştır. Vakfiyesi de 1512’de düzenlenmiştir. Caminin ikisi kuzey ve doğu kapılarında, birisi doğu kapısının yanındaki pencere alınlığında, diğeri de minberin süpürgeliğinde olmak üzere dört kitabesi varsa da bunlardan hiç biri caminin yapımı ile ilgili olmayıp onarım kitabeleridir. Bunlardan caminin 1509-1510; 1780; 1893 yıllarında onarıldığı öğrenilmektedir.

Cami kesme taştan kare planlı olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Eski durumunu gösteren resimlerde kubbe kasnağı üzerinde iki kademeli bir kiremit çatı olduğu görülmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1970’li yıllarda yaptığı onarımda bu örtü kaldırılmış, son cemaat yerinde de bazı değişiklikler yapılmıştır. Caminin kuzeyinde iki tarafında üçer odası ve bir dershanesi bulunan medresesi bulunuyordu. Günümüzde bu medrese yıkılmış ve ortadan kalkmıştır.

Caminin kuzeyinde ortada iki sütunun taşıdığı üç kemerli ve üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Buradan geniş bir giriş kapısı ile ibadet mekânına girilmektedir. İbadet mekânının üzerini örten kubbe dört yönden dışa taşkın kemerler üzerine oturtulmuştur. Kubbeyi taşıyan pandantifler ise oldukça alçaktan başlamaktadır.

Mihrabın bir kısmı mermerdendir. Yarımşar ongen bir niş içerisinde ve mukarnas dolguludur. Oldukça sade bir görünümdeki mihrap yakın tarihlerde yağlı boya ile boyanarak özelliğini yitirmiştir. Minber de taştan yapılmış oldukça sadededir. Minber de mihrap gibi yağlı boya ile boyanmıştır. Tuğla minare, tek şerefeli ve kesme taş kaidelidir.


Şengül Cemil (Celal Efendi) Mescidi (Merkez)

Kütahya Börekçiler Mahallesi’nde bugün üzeri kapatılmış olan eski derenin kenarında bulunan bu cami, XVI. yüzyılda yanındaki çeşme ile birlikte yaptırılmıştır. Osmanzade Ahmet Paşa zamanında, XVII.yüzyılın sonlarında yanına bir de sıbyan mektebi eklenmiştir. Günümüze gelemeyen sıbyan mektebinin bugünkü sundurmanın bulunduğu yerde olduğu bilinmektedir. Kitabesi bulunmamaktadır. Çeşmenin iki yanına yerleştirilmiş kitabelerin yapı ile ilgisi olmayıp büyük olasılıkla buraya başka bir yerden getirilmiştir. Tarihlendirilmesi konusunda arşiv kayıtlarından yararlanılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde tutulmuş evkaf defterinde 1571 tarihli giderler listesinde ismi geçmektedir. Küçük bir avlu içerisindeki caminin doğusunda çeşmesi vardır.

Cami kesme taştan yapılmış, kare planlı ve tek kubbelidir. Caminin doğusundaki, çatılı küçük bir sundurma son cemaat yeri konumundadır. Bunun kuzeyinde küçük bir oda ile minare kaidesi bulunmaktadır. Günümüzde evler arasında sıkışıp kalmış olan caminin kubbesinin üzerinde piramidal bir çatı oturtulmuştur.

Mihrap yedi sıralı mukarnaslı niş durumundadır. Ağaç minber geç devir özellikleri göstermesine rağmen başarılı bir geç devir uygulamasıdır. Cami içerisindeki bir kapıdan çıkılan, taş kaide üzerindeki minarenin pabuç kısmı şişkin ve halat silmelidir. Bu yönden de halk arasında karpuz minare olarak isimlendirilmiştir. Gövde kesme taştan ve tek şerefelidir.


Lala Hüseyin Paşa Camisi (Merkez)

Kütahya Lala Hüseyin Paşa Mahallesi’nde bulunan cami geniş bir avlunun ortasındadır. Yanında bir de hamamı bulunmaktadır. Caminin giriş kapısı üzerinde onarım kitabesi olmasına rağmen yapım kitabesi bulunmamaktadır. Mimar Sinan ile ilgili tezkirelerde bu caminin ismine Mimar Sinan eseri olarak rastlanmaktadır. Lala Hüseyin Paşa’nın bu cami ile ilgili uzun bir de kitabesi vardır. Bu vakfiyeye dayanarak caminin Lala Hüseyin Paşa’nın Rumeli Beylerbeyi olduğu dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Lala Hüseyin Paşa 1566 yılında Kütahya valiliği yapmıştır. Ardından da 1566-1568 yıllarında da Anadolu Beylerbeyi olmuştur.

Lala Hüseyin Paşa Camisi kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. XVI. yüzyılın klasik özelliklerini taşımaktadır. Son cemaat yeri dışarıya doğru hafifçe çıkıntı Caminin içeriye dönük yan duvarlarını ortasına yerleştirilmiş iki baklava başlıklı mermer sütunla beş bölüme ayrılmıştır. Ortadaki üç bölüm kubbe, yanlardaki iki bölüm ise ayna tonozlarla örtülüdür. Bu bölüm sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Son cemaat bölümü ortada daha geniş ve yüksek tutulmuş, böylece hareket girişe yöneltilmiştir. Giriş kapısı sade olup, üzerinde sekiz beyitlik onarım kitabesi bulunmaktadır.

Kitabe:

“İbadethaneye hizmet eden ashab-ı hayratı
İder dergâh-ı izzetinde Hüda-yı lemyezel ihsan.

Liveçhillah muzaffer oldular ihyasına derhel
Sudurunda ziya versün bu nûr-ı pertev-i iman

Bu Lala Hüseyin Paşa bina ettiği camii
Edüp ta’mir ahalisi biavn-i Hazreti Yezdan

Ferâh bahşeyledi cami’eda oldukça farzullah
Musalliler eda etsün selât-ı hamse i her ân

Kılarsa lûtunu irad vallah_i Zülcelâl-i Ekber
Edaer mi anı hiç ebter bufi’li Hazret’i Mennan

Müezzinler okur ihlas, imam allah’u ekber der
Cemaat iktida eyler melekler de olur hayran

Gel ey Rüştdi dehanın aç tekellüm eyle tarihi
Kusur-ı pür küsûr olur belki sebeb_i gufrân

Gelüp sâl-i bin üç yüz on hitam buldu bu ta’mirat
Bihamdillah muvaffak eyledi hatmın Ulu Sübhan
1310 (1892-1893)”.

Mihrap nişi ongen şeklindedir ve sade bir silme ile çerçeve içerisine alınmıştır. Minber de taştandır. Bezeme olarak batı duvarında, minberin yanındaki pencere üzerinde eshab-ı gemisi istifi, kuzey duvarında da “Ketebe Mahir bin Mehmet Tekfurdağızade Kütahyevi” imzası bulunmaktadır. Ayrıca kapının dışındaki alınlıkta da “Ketebe Hüsnü” imzası görülmektedir.
Minare gövdesi ve pabucunda tuğla kullanılmıştır. Yuvarlak gövde üzerinde rozet, çarkıfelekler, kuşaklar ve şerefe altında da mukarnaslar bulunmaktadır.

Caminin avlusundaki şadırvan sekizgen şekilde ve mermer plakalıdır. Ortasında fıskiye çanağı vardır ve üzeri ahşap sundurma şeklinde bir çatı ile örtülmüştür.


Hatuniye Camisi (Merkez)

Kütahya Mecidiye Mahallesi, Hatuniye Sokağı’nda bulunan bu caminin yapım tarihi ve banisi çelişkilidir. Minare kaidesinde görülen ve zorlukla okunabilen kitabesinden, Rabia Hatun tarafından onarıldığı ve minare eklendiği öğrenilmektedir. Caminin girişindeki bir levhada ise 1573-1574 tarihi yazılıdır. XVI.yüzyıl arşiv kayıtlarında bu yapının ismine rastlanmamaktadır. Bu bakımdan caminin yapımı ile ilgili kesin bir tarih verilememektedir. Yapı üslubundan XVI.-XVII.yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.

Cami kesme taştan, kare planlı olarak yapılmış, üzeri de kubbe ile örtülmüştür. Yanında aralarında kod farkı bulunan iki sandukalı bir türbe bulunmaktadır. Son cemaat yeri duvar uzantıları ve bunların arasındaki iki mermer sütunla üç bölüme ayrılmıştır. Bu bölümlerin üzeri üç kubbe ile örtülmüştür.

Onarım kitabeli giriş kapısı son cemaat yerinin orta ekseninde olmayıp, biraz yana kaymıştır. Onarım kitabesi sekiz satırlık olup, bozuk yazılmış ve okunaksızdır. Bu nedenle bilgi vermekten çok uzaktır.

İbadet mekânını örten kubbe aşağıdan başlayan pandantifler üzerine oturtulmuştur. Mihrap geniş ve derin bir niş şeklinde olup, mukarnaslıdır. Beş köşeli mihrap nişi sütunçelerle çevrelenmiş ve kaval silmeli bir bordürle de çerçevelenmiştir. Ağaç minberi ise basit olmasına rağmen son derece kaliteli bir işçiliğe sahiptir.

Son cemaat yerinde bulunan minare, kesme taş kaideli olup, tuğladan tek şerefeli ve çokgen gövdelidir.

Caminin yanındaki türbede Kütahya’da bunun dışında onarımlar yapmış olan Rabia Hatun ile kızının sandukaları bulunmaktadır.


Sultanbağı (Hisaraltı-Dükkancık) Mescidi (Merkez)

Kütahya Sultanbağı Mahallesi, Gediz Caddesi, Dükkancı Sokağı’nda bulunan bu caminin yapım tarihi ile ilgili bilgi bulunmamaktadır.

Sultanbağı Mescidi kerpiç sıvalı duvarlı, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Üzeri kiremit örtülü bir çatı ile kaplanmıştır. Caminin doğusunda giriş bölümü bulunmaktadır. Bunun da üzeri ibadet mekânını örten çatının altına alınmıştır. Mihrap ve minberinin bir özelliği bulunmamaktadır. XIX.yüzyılın ilk yarısında yanına taş bir minare eklenmiştir.


Sultanbağı, Çatalçeşme (Ahi Arslan) Mescidi (Merkez)

Kütahya Sultanbağı Mahallesi’nde, günümüzde üzeri doldurulmuş olan bu caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla XVIII.yüzyılda yapıldığı sanılan bu cami, 1803-1804 ve 1962-1963 yıllarında onarılmıştır. Caminin yanında bulunan çeşmenin kitabesinde Ağaçköylü Zeynelabidin’in ismi geçmektedir.

Caminin girişi kuzeydedir. Alt katında çamaşırlık, üstünde de mescit kısmı bulunmaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planlı mescidin ibadet mekânı mihrap duvarındaki iki geniş pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap dışarıya hafif taşkın yuvarlak bir niş şeklinde olup, bir özellik taşımamaktadır.


Özbek Camisi (Merkez)

Kütahya Hamidiye Mahallesi’nde, Küçük Meydan’da bulunan bu mescidin yapım tarihi bilinmemektedir. Değişik zamanlarda onarılmış ve özelliğini korumuştur. Caminin XVIII.yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Dikdörtgen planlı, ahşap tavanlı ve çatı örtülü bir yapıdır. Son cemaat yeri çatı içerisine alınmıştır. Mihrap nişi mermer taklidi boya ile boyanmış ve özelliğini yitirmiştir. 1974 yılında mihrap Vedat Çinicioğlu imalâtı çinilerle kaplanmıştır. Caminin son cemaat yerinden çıkılan minaresi kesme taş kaideli olup, yuvarlak tuğla gövdeli ve tek şerefelidir.


Ali Paşa Camisi (Merkez)

Kütahya Gazi Kemal Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan bu yapının külliye şeklinde yapıldığı bilinmektedir. Yanındaki şadırvanı, medrese hücreleri ve sıbyan mektebi günümüze gelememiştir. Kaynaklardan ahşap olduğunu öğrendiğimiz bu bölümler yanmış, sonraki yıllarda yalnızca cami kısmı yenilenmiştir.

Kitabesi bulunmayan bu camiyi Seyit Süleyman Ağa oğlu Anadolu Valisi Ali Paşa 1796’da yaptırmıştır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı batı yönüne eklenen yapılarla daha da genişletilmiştir. Kuzey yönünden camekânla çevrilmiş, üzeri kubbeli bir mekândan içeriye girilmektedir. Ayrıca batısında iki mermer sütun arasına küçük kubbeli bir mekânla da ikinci bir girişi daha bulunmaktadır. İbadet mekânı yüksek ve peş peşe pencerelerle aydınlatılmıştır. İbadet mekânının üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür. Tavana ortada bir göbek, çeşitli çiçekler ve kalem işleri yapılmıştır.

Mihrap ve mihrap duvarı çini ile kaplıdır. Mihrap duvarındaki çiniler çok çeşitli olup, bunların toplama olduğu açıkça görülmektedir. Bu çinilerde kandil motifleri dikkati çekmektedir. Çoğunlukla mavi beyaz çiniler kullanılmıştır.

Caminin orijinal minaresinin nasıl olduğu bilinmemekle beraber, bugünkü minare kesme taş kaide üzerine tek şerefeli, yuvarlak gövdeli ve taştan yapılmıştır.


Ahırardı Camisi (Dilsizoğlu Hacı İbrahim) Camisi (Merkez)

Kütahya Saray Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamaktadır. Kütahya Kadı Sicillerinden öğrenildiğine göre; Hacı İbrahim bin Osman bin Mustafa tarafından 1876 yılında yaptırılmıştır. Çeşitli dönemlerde cami onarılmıştır. En son onarımı 1965 yılında yapılmış, mihrap duvarının alt kısmı Kütahya çinileri ile kaplanmış, mihrap ve vaaz kürsüsü yenilenmiştir.

Cami kısmen tuğla, kısmen de taştan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olup, üzeri dört yöne doğru meyilli çatı ile örtülmüştür. İbadet mekânının kuzeyinde iki direğin taşıdığı bir mahfil bulunmaktadır. Böylece asıl ibadet mekânı kare şekline dönüştürülmüştür. Dışarı taşkın olmayan mihrap yuvarlak bir niş şeklindedir. Kuzeybatı köşesine camiden dışarıya doğru taşan taş kaideli, tuğla gövdeli, tek şerefeli bir minare eklenmiştir.


Saadet (Saadettin) Camisi (Merkez)

Kütahya’da Büyük Bedesten’in karşısında bulunan bu cami, 1700 yılında yanmış ve 1824’te Derviş Mehmet tarafından yaptırılmışsa da 1866 yılında yeniden yanmıştır. Bugünkü cami İşkodralızade Hasan Hakkı Bey’in önderliğinde halktan toplanan paralarla yaptırılmıştır. Günümüze değişik zamanlarda yapılan onarımlar ve küçük çaptaki değişikliklerle gelebilmiştir. Orijinal yapısının ne şekilde olduğu bilinmemektedir.

Caminin düzensi bir planı bulunmaktadır. Bu durum arazi konumundan kaynaklanmış, kesme taş duvarlı fevkâni bir yapıdır. Güney cephesinde yuvarlak basık kemerli bir tonoz ile ulaşılan Sakahanesi bulunmaktadır. Sokak seviyesinde, batısında iki, güneyinde üç dükkân camiye eklenmiştir. Bunların arasından camiye çıkılan iki kapı vardır. Bu kapılardan batıdaki kitabelidir. Diğeri de güneydoğusundadır.

Caminin batı ve güney cepheleri kesme taştan, kuzey yönü moloz taştan yapılmıştır. Dış görünümünde batı ve güney cephelerinde saçak hizasının altını kademeli silmeli bir korniş dolanmaktadır. Kuzey cephesinde ise yedi kademeli bir tuğla saçak bulunmaktadır.

Caminin güney duvarının ortasına mihrap yerleştirilmiştir. Batıdaki giriş kapısı çift kanatlı bir kapı olup, iki yanında kabartmalar bulunmaktadır. Bunun üzerinde mermer 1870-1871 tarihli kitabesi yer almaktadır. Güneydoğu kapısı kitabesizdir.

Fevkâni cami yüksek görünümde olup, düzensiz planı olduğundan içerisi ağaç direklerle üç bölüme ayrılmıştır. Bunlardan orta bölümü örten bağdadi tavan, beşik tonoza benzemekte olup, üzeri kalem işi ve nakışlarla bezenmiştir. Bunun yanındaki bölümler yine kare tavanlıdır. Üst örtüyü taşıyan ağaç direkler Bursa tipine benzer kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır ve üzerleri nakışlıdır. Yuvarlak kemerli mihrap nişinin etrafı çerçeve içerisine alınmıştır. Bu mihrap nişine yer yer kare çiniler yerleştirilmiştir. Mihrap kitabesinin altında 1899-1900 tarihi okunmaktadır. Ayrıca burada Mehmet Hilmi Kütahyalı’nın imzası bulunmaktadır. Minber ahşap olup, çakma tekniğinde yapılmıştır. Her bölüm çiçeklerle bezelidir.

Minare kesme taştan olup, şerefe altında altı sıra kirpi kuşak görülmektedir. Külahın altında da çini bir kuşak dikkati çekmektedir.

Caminin bodrumundaki Sakahane’de yalaklı bir çeşme kitabesi bulunmaktadır.


Yeşil Cami (Recep Ağa Mescidi) (Merkez)

Kütahya Hükümet Caddesi’nde bulunan bu mescidin yerinde Recep Ağa Mescidi olarak tanınan bir yapı bulunuyordu. Sonradan Yahya Paşa bu mescidi yenilemiş, genişletmiş ve fevkâni bir cami haline dönüştürmüştür. Bu mescit yanmış 1858’de ahşap olarak yenilenmiştir. Kütahya Mutasarrıfı Fuat Paşa’nın önderliğinde 1905-1906 yılında bugünkü şeklini almıştır. Caminin giriş kapısındaki mermer kitabe ile içerideki bir levhada ve Vakfiye suretinden bu durum öğrenilmektedir.

Kitabe:
“Bi hamdillah bu mabethane gör, yapıldı tamam oldu.
….derun’u beldede nam-u benâm oldu

Bunu Tab’ı beşerle hatm-i inşa etme nâkabil
Mücerret avni Hak ile peziray-ı hitam oldu

Gelüp bunda cemaat ile kulluk etmeli Hakka
İbadet etmeli Allahca layıklı makam oldu

Buna herhangi zat-i muhterem oldu ise baiz
O zat-ı kadr-i âli mashar-ı feyz-i meram oldu

Yazup bu levhamı vaz’ı eser etmekti maksudum
Hakka şükür müyesser gerde-i Rabb’ül enam oldu

Didim tarihi tam ahseni… Hakka hamdolsun
Yapıldı layıkında pek yeşil cami tamam oldu 1275 (1858-1859)”.

Cami kesme taştan ve kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri tek kubbe ile örtülüdür. Caminin önünde iki sütunlu ve kubbeli bir giriş bulunmaktadır. Caminin girişi camekânlı olup, bundan önce saraçlı, keçe-kilim örtülü idi. Giriş kapısı mermer sövelidir. İbadet mekânı sivri trompların yardımı ile içten daire şeklinde, dıştan da sekizgen kasnağa oturan kubbeyle örtülmüştür. İbadet mekânı kubbenin ortasından zemine kadar boş bir yüzey kalmamacasına bezenmiştir. Burada geç devir yağlı boya motifleri tekrarlanmıştır. Barok ve ampir üslup açıkça kendini göstermektedir.

Mihrap sütunçelerle çevrelenmiş, dışa taşkın olmayan yuvarlak bir niş şeklindedir. Buraya zincire asılı kandil motifi, malakâri yıldızlar yerleştirilmiştir. Minber geometrik yıldız geçmeli olup, kabartma ince Rumiler, madalyonlar ve Edirnekâri üsluba yakın yazı kartuşları ile dikkati çekmektedir. İbadet mekânı dar, uzun ve sivri kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır.

Minare, köşklü minare tipinde olup, ince sütunlara oturtulmuş olan şerefe üstünde galeri biçiminde bir köşk bulunmaktadır. Yuvarlak gövdeli ve kesme taştan yapılmıştır.


Kaditler Camisi (Merkez)

Kütahya Lala Hüseyin Caddesi’nde bulunan Hasır Pazarı’ndaki bu cami ile ilgili, İbrahim Hakkı Uzunçarşılı 1835-1836 yılında tek katlı olarak yapımına başlandığını, Yağcı Hacı Abdil bin Mehmet tarafından 1847-1848 yılında da üst katın eklendiğini belirtmiştir. Kadı Sicillerinden öğrenildiğine göre de üst kat yapıldıktan sonra cami, halktan toplanan paralarla 1909 yılında yeniden onarıma başlandığı ve bu onarımın 1919 yılında tamamlanmıştır.

Cami kâgir bir yapı olup, cadde üzerindeki batı cephesinde iki dükkân ve iki mermer sütuna oturmuş kapısı bulunmaktadır. Caminin batı cephesi kesme taştan, diğer cepheleri tuğla hatıllı moloz taştan yapılmıştır. Üzeri çift meyilli çatı ile örtülmüştür.

İbadet mekânı kare planlıdır. İçerisinde basit bir mihrap nişi bulunmaktadır. Caminin yapımından kısa bir süre sonra eklenen üst kat asıl ibadet yeridir. Ahşap merdivenlerle çıkılan bu bölüm pencerelerle aydınlatılmıştır. Kuzeydoğu köşesindeki taş minare 1953 yılında buraya eklenmiştir.


Küpecik Camisi (Merkez)

Kütahya Hamidiye Mahallesi, Müderris Yolu üzerinde bulunan bu cami, 1911-1912 yıllarında iki katlı olarak yaptırılmıştır.

Kâgir ahşap tavanlı caminin alt katında iki dükkân ve iki mermer sütuna oturtulmuş kapısı bulunmaktadır. Batı cephesinin üst katı kesme taştan, diğer cepheler tuğla hatıllı moloz taştan yapılmıştır. Üzerini çift meyilli bir çatı örtmektedir. Alt katta dükkânların arkasında kalan ve dar bir koridorla geçilen kare bölüm bugün son cemaat yeri olarak kullanılan mekân ilk mescittir. Burada basit bir mihrap görülmektedir. Merdivenle çıkılan üst kat bugünkü cami kısmıdır. Cami kısmında son devirde yapılmış motiflerle bezeli mihrap ve basit bir ağaç minber bulunmaktadır.

Caminin kuzeybatısındaki kesme taştan kaidesi olan minaresinin gövdesi tuğladan, şerefe altı da tuğla mukarnaslıdır. Külah altında sıvaya gömülmüş bir sıra çini kuşak görülmektedir.


Bülbül (Yakup Çavuş) Mescidi (Merkez)

Kütahya Mecidiye Mahallesi ile Hamidiye Mahallesi arasında bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı konusunda bir bilgi bulunmamaktadır. XIX.yüzyılda bu caminin bulunduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Cami dikdörtgen planlı olup, duvarları oldukça kalındır ve üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İbadet mekânının ortasındaki enine mekân ile üç bölüme ayrılmış, geniş ve yuvarlak kemerler ahşap çatıyı taşımaktadır. Mihrabı son derece basit bir niş şeklindedir. Kuzeydoğusunda taş minaresi XX.yüzyılın ortalarında eklenmiştir. Daha önce burada ahşap bir minare olduğu bilinmektedir.


Deveyatağı Mescidi (Merkez)

Kütahya Hamidiye Mahallesi, Deveyatağı Sokağı’nda bulunan bu mescidin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Kadı Sicilinde 1837 tarihi geçmektedir. Mimari yönden de bir özelliği bulunmayan bu yapının XIX.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır. Son onarımlarla özelliğini bütünüyle yitirmiştir.

Dikdörtgen planlı olan mescidin üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İçerisinde basit bir mihrap ve minberi bulunmaktadır.


Cedid (Yeni Mahalle) Mescidi (Merkez)

Kütahya Cedid Mahallesi’nde, Nallı Medrese’nin karşısında bulunmaktadır. Yapıldığı tarih bilinmemektedir. XIX.yüzyılın başlarında yapıldığı veya yenilendiği sanılmaktadır.

Cami dikdörtgen planlı olup, arazi konumundan ötürü dikdörtgenin kısa kenarı eğridir. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Altında araziden kazanılmış bir bodrum bulunmaktadır. Dört pencere ile aydınlatılan ibadet mekânında basit bir mihrap nişi bulunmaktadır. Mimari yönden de bir özellik taşımamaktadır.


Karadonlu (Pirler Mahallesi) Mescidi (Merkez)

Kütahya Pirler Mahallesi, Karadonlu Sokağı köşesinde bulunan bu mescidin yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak, eski kayıtlarda XVI.yüzyılda burada bir mescit olduğu yazılıdır. Günümüze gelen bu mescidin onun yerine XIX.yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Mescit ahşap, yer yer moloz taştan yapılmıştır. Son onarım sırasında duvarları kâgir hale getirilmiştir. Mihrabının bir özelliği bulunmamaktadır. Yakın tarihlerde yeniden yapılırcasına onarılmıştır.


Ahi Evren (Hacı Evren) Mescidi (Merkez)

Kütahya Ahi Evren Mahallesi, Cennet Sokağı’nda bulunan bu mescidin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak kaynaklardan bu mescidin olduğu yerde XVI.yüzyılda yapılmış Hacı Evren Mahallesi Mescidi bulunuyordu.

Mescit kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Üzeri çatı ile örtülüdür.1956-1957 yılında yeniden onarılmıştır. Bu onarım sırasında kuzeybatı köşesine kesme taştan minare eklenmiştir. Caminin mihrap duvarında penceresi bulunmamaktadır. Giriş ile doğu ve batı duvarlarındaki pencerelerle iç mekân aydınlatılmıştır. Mimari yönden bir özellik taşımamaktadır.

BU ZAFER UNUTULMASIN

 

Bugün Çanakkale Zaferi"nden sonra kazanıdığımız ve İngiliz ordusunu tüm personeli ile birlikte esir

 

aldığımız Kut'ül Ammarie Zaferi'nin 91. yıldönümü. Ordumuz halk arasında çok fazla bilinmeyen bu zaferi imkansızlıklar

 

içinde kazandı.

 

29 Ekim 1916 tarihinde Irak cephesinde kazanılan zaferde, Irak petrollerini ele geçirmeye

 

çalışan İngilizlerle savaşılmış ve Türk birlikleri İngilizleri geri püskürterek, bozguna uğrattı.

13 İngiliz generali esir düştü

Kat'ül Ammere Zaferi, Irak'ta inglizlere karşı verilen en büyük savaş olarak tarihe geçti. Türk ordusu burada tam 350 subay ve 10.000 erini şehit verdi.

 

Ancak buna karşılık Türk birlikleri, 13 İngiliz generalini, 487 subayını ve ordusundaki 13.300 askerini esir aldı.

 

Teslim alınan orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de tam 30.000 zayiat verek geri döndü.

Kut (şehir)

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/3d/Irak_umkreis_bagdad.png

 

 

http://tr.wikipedia.org/wiki/Kut_(%C5%9Fehir)

 

Kut (Arapça: كوت ) Kut El Amara, Kut'ül Amara, El Kut olarakta bilinen Irak'ın doğu kesiminde, Bağdat'ın güneydoğusunda, 32.50°N, 45.82°E koordinatlarında, Dicle nehri kıyısında Vasıt ilinin merkezi durumunda 400,000 nufuslu bir kenttir. 1960'a kadar tüm il bu isimle anılırken bu tarihten sonra Vasıt adını almıştır.

Bir su dağıtım kanalı olan Şatt'ül Geraf'ın Dicle'den ayrıldığı noktada yer alması, kent yakınlarında ki Kut barajının Dicleden sulama kanallarına su sağlaması ve tarım ürünlerinin pazarlandığı bir ticaret merkezi olması şehire önem kazandırmıştır.


== Birinci Dünya Savaşında Kutülamare Kuşatması == (7 Aralık 1915 - 29 Nisan 1916)

Tümgeneral Charles Vere Ferrers Townshend komutasındaki İngiliz 6. Poona Tümeni (Hint Tümeni) Bağdat'a ilerlemeye çalışırken 22-23 Kasım 1916'da Serman Pak (Ctesiphon) Muharebesini kazanamayarak geri çekildi ve 3 Aralık'ta Kut'a sığındı.
Yeni kurulan 6. Ordu'nun komutanlığına atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Alman Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'un emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı.
İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki Tigris (Dicle) Kolordusuyla hücuma geçtiyse 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesinde 4000 personeli kaybederek geri çekildi. Bu muharebede ricaat emrini veren 9.Kolordu Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey azledildi ve yerine Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi. 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesinde 1600, 21 Ocak Hannah Muharebesinde 2700 personeli kaybederek geri püskürüldü. İngilizler Mart başında tekrar taarruza geçti. Ancak 8 Mart 1916'da Sabis (Dujaila) mevkiinde Miralay (Albay) Ali İhsan Bey (Sabis) komutasındaki 13 Kolordu'ya hücum ettiyse 3500 personeli kaybederek geri çevirildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.
19 Nisan 1916'da von der Goltz Paşa Bağdat'ta bulunan karargâhında tifüsle öldünce yerine Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.
29 Nisan 1916 Townshend birlikleri Kut'ta yaşanan açılıktan dolayı diğer 4 general, 481 subay ve 13100 er ile birlikte teslim etti.
Ancak Başkomutan Vekili Enver Paşa bu zaferden istifade etmeyerek birliklerini İran'a sevkettirdi. Neticede İngilizler 11 Mart 1917'de Bağdat'ı işgal etti.

İngiliz tarihçisi James Morris, Kut'un kaybını "Britanya(İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslim olma" olarak tanımlamıştır. Bu yenilgi İngiliz basınında ve kamuoyunda çok büyük bir infial uyandırdı ve bunun üzerine General Lake ve General Gorringe İngiliz ordusunda görevlerinden alınmış ve yerlerine General Maude getirilmiştir.

Bu çarpışmaların askeri tarih açısından bir başka önemide bilinen ilk havadan ikmal denemesini İngiliz ordusunun Kut'taki birliklerini ikmal için 26 gün boyunca Dicledeki ORA Üs'sünden 3 adet Short 184 tipi 225 beygirlik deniz uçakları ile bu kuşatma sırasında gerçekleştirmiş olmalarıdır.

Ancak bu çaba yeterli olmamış ve sonucu değiştirmemiştir.

 

kara fatama ayşe hanım

http://www.tsk.mil.tr/8_TARIHTEN_KESITLER/8_6_Milli_Mucadele_Doneminden_Anekdotlar/resimler/kara_fatma.jpg

 

tayyar râhmiye

http://www.tsk.mil.tr/8_TARIHTEN_KESITLER/8_6_Milli_Mucadele_Doneminden_Anekdotlar/resimler/tayyar_rahmiye.jpg

 

kınalı hasan

http://www.tsk.mil.tr/8_TARIHTEN_KESITLER/8_6_Milli_Mucadele_Doneminden_Anekdotlar/resimler/kinali_hasan.jpg

 

ip-location