Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor.
|
11 Kasım 2007 | |||||||||
|
Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor. Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor. Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor. Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor. Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor.
|
||||||||||
Doğru tanımlayalım
Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor.
Ne olduğu, kimin tarafından
yönetildiği bile doğru dürüst bilinmeyen bir örgüt hayatımızın her
alanını kaplıyor. Çağımızın en üst düzeyi sayılabilecek bir zirvenin
ana konusunu teşkil ettiği düşünülüyor.
**********
muhalefet denenlerin diğer meselelere cevabları var mı ki !!!
|
||||||||||
Şahinlere bir şeyler oluyor
|
11 Kasım 2007 | |||||||||
|
*********************
olan şudur: yeni görev emri aldılar.!!! nerden sorusuna cevab: siz anladınız oları.... |
||||||||||
Deniz Baykal'ın 'Minik Kuşu'
|
11 Kasım 2007 | |||||||||
|
" Ya başına saksı düştü ya da... "
|
||||||||||
| " Ya başına saksı düştü ya da... " | ||||||||||
Deniz Baykal'ın 'Minik Kuşu' Açılım, hem Kürt, hem Kuzey Irak sorunu
tartışılırken sık sık kullanılan kelimelerden biri: "Açılım yapmak
gerekiyor... Açılım bekliyoruz... Açılım yapmamız için önce silahların
bırakılması gerek..." Sözlüktekinin ötesinde anlamı var bu kelimenin: Hükümetin, ordunun ya da muhalefet partilerinin " vuralım " demenin ötesinde, ortaya çözüm önerileri atmasına işaret ediyor. Geçen gün bir arkadaşım, " Baykal'ın açılımı hakkında ne düşünüyorsun" dedi. Ben de, " İki şık var " dedim... " Ya başına saksı düştü ya da... " Bir insan, aniden fikir değişikliğine giderse... Çok farklı şeyler söylemeye başlarsa... "Başına saksı düştü herhalde" deriz. CHP Başkanı Deniz Baykal'ınki de bunu andırıyor.
22 Temmuz seçimlerine gidilirken Kürt sorununa ilişkin dişe dokunur hiçbir şey söylemedi Baykal.
Kuzey Irak hakkında da bildik Ankara tezlerinin ötesine geçmedi.
Sonuç: Kürt vatandaşların yaşadığı illerde, AKP karşısında büyük bir yenilgi aldı.
Bilmiyor muydu böyle olacağını? Tabii ki biliyordu. En azından bölgedeki parti teşkilatı uyarmıştır genel başkanı.
Ama en gerekli zamanda, yani seçim öncesinde sessiz kaldıktan sonra, şimdi "açılım" yapıyor. Niye? Başına saksı mı düştü? Bunu söylemek Baykal gibi tecrübeli bir siyasetçiye haksızlık olur. Peki ne oldu? Baykal'ın "açılımına" baktığınızda Kuzey Irak konusunda, " fazlasıyla somut " öneriler getirdiğini görüyoruz. "Fazlasıyla somut" diyorum çünkü siyasetçiler kendilerine manevra alanı bırakmak için genellikle " muğlak " konuşur. Baykal ise açık konuşuyor. Mesela: Irak'taki Kürt, Arap ve Türkmen gençlerin Türkiye'deki üniversitelerde okutulması... Ilısu Barajı'nın tamamlanması... Habur'a alternatif olarak Ovaköy sınır kapısının açılması... Hele bir de " 20-30 yıl sonrasını düşünerek hareket etmeliyiz " demesi var ki... Genellikle " yarınlar " değil sadece " yarın " veya çok çok " öbür gün " kaygısıyla adım atan siyasetçiden ziyade bir " stratejisti " akla getiriyor. Bu sözlere, bu örneklere bakıyorum da... Baykal'ın, partideki yetkili arkadaşlarıyla oturup bir gelecek tasarımı yaptığını gözümün önüne getiremiyorum: CHP kurmayları büyük bir masanın çevresine oturmuş... Önlerine kocaman bir Ortadoğu haritası açmışlar... Herkesin önünde ilgili oldukları alana ilişkin dosyalar var... Ekip uzun süre tartıştıktan sonra karar veriyor. Ve alınan kararları Baykal, bir "açılım" olarak kamuoyuna sunuyor. " Peki nasıl olmuştur " diye sorarsanız. Belki Baykal ve arkadaşlarının hakkını yemiş olacağım ama... Aklıma gelen sahne başka: Eskiden Genelkurmay semalarında iki tur attıktan sonra Emin Çölaşan'ın masasına konan ' Minik Kuş', bu kez Deniz Baykal'a bir dosya getirmiştir. Baykal ve birkaç kurmayı dosyayı inceler. İçinde kendisinin de uygun, doğru, makul bulduğu birçok öneri vardır. Bunlardan bir kısmını, Türkiye'deki Kürt vatandaşları da yakından ilgilendiren bir " Kuzey Irak açılımı " olarak bizimle paylaşır... Niye mi böyle düşünüyorum? Hatırlarsanız... Ağustos ayında, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Kürtler, Ermeniler ve Aleviler hakkında bazı açıklamalar yaptığında... "Bunlar bilimsel kaygıyla yapılmış açıklamalar değil, belli ki Kürtlerle ilgili bir şeyler olacak" demiştik. Oldu, hem de fazlasıyla oldu! Bakalım Baykal'ınkinden neler çıkacak? |
||||||||||
1980 sonrası Türk hikayeciliği
1980 sonrası Türk hikayeciliğiAlanında uzman 30’u aşkın akademisyen, Ümraniye Belediyesi’nin ev sahipliğinde bir araya gelerek 80 sonrası Türk hikâyesini tartışacak. 2 gün sürecek ‘Hikâyenin Bugünü / Bugünün Hikâyesi’ sempozyumu 19 Ekim’de başlıyor. |
| 16 Ekim 2007 15:18 |
|
Ümraniye Belediyesi, dev bir kültür organizasyonuna daha ev sahipliği yapıyor. Belediyenin düzenleyeceği ‘Hikâyenin Bugünü-Bugünün Hikâyesi / 80 Sonrası Türk Hikâyesi Sempozyumu’nda, 30’u aşkın akademisyen ile alanında tanınmış yazar ve edebiyatçılar Türk hikâyesinin dünü ve bugününü tartışacaklar. İstanbul Üniversitesi’nden Prof Dr. M. Fatih Andı ve Kültür Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ömür Ceylan’ın koordinasyonunda gerçekleştirilecek sempozyum 19–20 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek ve 6 ayrı oturum halinde yapılacak. Akademisyenlerin belirledikleri konu başlıkları altında araştırma ve incelemelerini sunacakları oturum sonlarında, tanınmış 2 hikâyecinin konuk olarak katılacağı söyleşiler yer alacak.
Söyleşilerin ilk günkü konuğu ünlü hikâyeci Rasim Özdenören, ikinci söyleşinin konuğu ise Ferit Edgü olacak. Şimdi de hikâye sanatının günümüzdeki durumunu, oluşturduğu edebi zenginliği, varsa sorunlarını ve açılımlarını ortaya koyacak, bu konularda değerli bilim adamlarımızın ve edebiyatçılarımızın düşüncelerini ve çalışmalarını paylaşacakları Hikâyenin Bugünü-Bugünün Hikâyesi/80 Sonrası Türk Hikâyesi Sempozyumu’na ev sahipliği yapıyoruz. Tüm edebiyatseverleri bu heyecanımıza ortak olmaya çağırıyoruz.’
|
AKP'siz hükümet mi güçlü AKP mi?
AKP'siz hükümet mi güçlü AKP mi?Baykal 4 partili Mecliste başbakanlık rüyası görüyordu, ortamı gerdi. Seçime gidildi ağır yenilgi aldı. Kabullenmedi yine gerilim istiyor. 'Görünmeyen el' yeni seçim mi istiyor ? |
| 03 Ağustos 2007 07:46 |
Taha Kıvanç'ın köşe yazısı Beklenen oldu, ne olacak... Seçimler geçti, ama yaşanan süreçle ilgili tartışmalar yatışacağa benzemiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan iki yakın arkadaşıyla bir araya geldi diye neredeyse yer yerinden oynayacak... Seçim sonucunu değerlendirmek ve yeni dönemle ilgili planlar yapmak için bir araya gelmekte geç bile kaldılar. ANAVATAN lideri Erkan Mumcu ile DP lideri Mehmet Ağar gazete sütunlarından birbirlerine endaht ediyorlar... Hesaplarını gözlerden uzak bir köşede çözseler, eminim, kendileri de çevreleri de rahatlayacak... “22 Temmuz günü Türkiye'de ne oldu?” diye sizler de merak ediyorsanız, zihninize açıklık getirecek iki okuma parçası sunacağım sizlere. Okuyunca hatırlayacağınız iki parça. 30 Nisan 2007 tarihi taşıyan ilk Kulis'i okuyalım: “Kimileri olan-biteni anlamakta zorlanıyor. Ben de zorlananlardanım, ama benim anlayamadığım şey başka: Bugün yaşanan gelişmeler ister istemez bir erken seçimle sonuçlanacak; -iki ay, üç ay veya altı ay sonra- sandık mutlaka ortaya konulacak… Düz veya eğri hangi mantıkla bakarsanız bakınız, Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçilse de, işin içine Rüfailer karıştığı için seçim yapılamasa da, bu süreçten hangi siyasî parti kazançlı çıkar dersiniz… “Ben de sizler gibi düşünüyorum: Evet, muhalif oyların bir miktarını kendine çekme becerisini CHP de gösterecektir, ama işte o kadar; şu sıralarda yaşatılan gerginlik ve cepheleşme ara renkleri ortadan kaldıracağı için daha çok Ak Parti'nin işine yarayacaktır… “Yanılıyor muyum?' diye bilebilecek durumdaki başkalarına da sordum, onlar da geçmişten sayısız örnek vererek 'Doğru düşünüyorsun' dediler… Peki de, onların dediği gerçekse ve ben doğru düşünüyorsam, bu durumda DYP ve ANAP liderleri, özellikle de Erkan Mumcu 'Meclis'e girmeyin' dedi diye oylamaya katılmayan ANAP milletvekilleri, bu davranışlarıyla kendi siyasî sonlarını getirdiklerini nasıl görmezler? “Bir dostum, 'Vaktiyle sık sık yazdığın 2002 seçimiyle ilgili senaryoyu kendin unutmuşsun' dedi bana… Hatırladım. Üçlü koalisyon (DSP, MHP, ANAP) döneminde, önce Rodos'ta Tansu-Özer Çiller çiftiyle 'yeni hükümet' formülü pişiren bir medya patronu, daha sonra Frankfurt'ta 'MHP'yi koalisyon dışı bırakacak' bir projenin düğmesine basmıştı… Bunu gören MHP de 'Erken seçim olmalı' diye bastırdı… “Sonucu biliyoruz: Erken seçimi zorlayan MHP de, onu mandepsiye bastırma hesabındaki DYP ve ANAP da erken seçimle Meclis-dışı kaldılar… “Bugün de böyle bir 'oyun' kokusu alıyorum ben… Bir el, sağı-solu tahrik ederek siyasetin dengelerini değiştirme çabasında; ancak istediği olursa, kullandığı güçler değil de yok etmeyi düşündüğü hissini verdiği (Ak Parti) müthiş kazanacak… (..) “Ekonomik liberalizmin babası Adam Smith, koyduğu esasların bazı boşluklarına işaret ederek sistemin onun öngördüğü biçimde çalışmayacağına dair itiraz edenlere karşı 'görünmeyen el' tezini ileri sürmüştü. 'Siz bilmezsiniz, 'görünmeyen bir el', insanların iradelerini esir alır ve onları böyle davranmaya zorlar' demeye getirerek… “Burada da bir 'görünmeyen el' devrede. Bilesiniz istedim…” 1 Mayıs 2007 tarihli ikinci Kulis: “Şimdi burada durup ülkenin gideceği 'en erken tarihteki bir erken seçim' sonucunun ne olabileceğini düşünelim… Bu işlerden anlayan bir dostum, 'DYP ve ANAP'ın yalpalaması yüzünden sağ seçmenin neredeyse bütünü Ak Parti'ye kayar; yüzde 50'ye bile varabilir oyu' iddiasında. “Adam Smith'in 'görünmeyen eli' ile ABD'nin bir ilintisi yok tabii… Smith klasik anlamda bir Hıristiyan olmasa bile bir Yüce Yaratıcı'nın varlığına inanıyordu. Kaynaklar kendisinin 'dindar' olduğuna dikkat çekiyorlar. Piyasa ekonomisi ve kapitalizmin işleyişine dair tezlerinde inancından etkilendiği anlaşılıyor. Tezinde ileri sürdüğü 'görünmeyen el', birçok yorumcu tarafından, 'Allah'ın müdahalesi' olarak da yorumlanmakta… “Burada 2002'yi hatırlamakta yarar var. Önce ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı koltuğunda oturan Kemal Derviş'in durduk yerde 'Erken seçim gerekir' dediği işitildi. Ardından, DYP ile ANAP yetkililerinin gizlice buluşup MHP'siz bir koalisyon pazarlığı başlattığı kulaklara geldi. Bir medya patronu da devredeydi; Tansu-Özer Çiller'le Rodos'ta, diğer sağ politikacılarla Frankfurt'ta konuyu görüştü. Kendisine karşı komplo hazırlandığı kanaatine varan MHP lideri Devlet Bahçeli '3 Kasım'da seçim olsun' demeye başladı… “CHP lideri Deniz Baykal'ın 'Seçimden sonra oluşacak dört partili Meclis'te başbakan olurum' rüyası gördüğü günler… Bir 'görünmeyen el' müdahale etti, yapılan erken seçimden Ak Parti hükümet olarak çıktı. “Görünmeyen el' bu defa Ak Partisiz bir hükümet için mi, yoksa yüzde 50 oyla liderini Çankaya'ya çıkarabilecek güce kavuşmuş bir Ak Parti için mi müdahale ediyor dersiniz? Ha, ne dersiniz?”
Her şey aylar önceden bu denli açıktı. |
Türkiye Tarihi Buluşmanın Ev Sahibi
Suudilerle işbirliği bildirisine imza
|
Suudilerle işbirliği bildirisine imza
ANKARA - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
tarafından önceki gün havaalanında karşılanıp Devlet Şeref Madalyası
takılan Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz El Suud'un dün
Swiss Otel'de Başbakan Tayyip Erdoğan'la görüşmesine Gül de katıldı.
Abdullah ile Erdoğan arasındaki 35 dakikalık görüşmenin ardından Gül'ün
de katılımıyla yarım saatlik üçlü görüşme yapıldı. Abdullah'ı
havaalanında yolcu etmek de Erdoğan'a nasip oldu.
Teröre karşı işbirliği ve yatırımlar artacak
|
Başka türlü zengin benim istediğim
| Sanal Alem |
Başka türlü zengin benim istediğim
(65 defa okundu) M. Serdar Kuzuloğlu
Kafamı kurcalayan ve zamansızlıktan başlanamayan projelerimin başında
yazmak istediğim kitaplar var. Kitap yazabilen gazetecilere olan saygım
da |
Büyük buluşma Murat Yetkin
İsrail ve Filistin devlet başkanları tarihte ilk kez Ankara'da aynı parlamentoda birbirlerini dinleyecek ve aynı masaya oturacak
11/11/2007 (1129 kişi okudu)
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yarın Ankara'da
İsrail ve Filistin devlet başkanlarını aynı gün ağırlamakla kalmayacak.
Ortadoğu barış sürecine yeni bir başlangıç zeminin aranacağı Annapolis
(ABD) toplantılarından 15-20 gün kadar önce, İsrail ve Filistin devlet
başkanlarını tarihlerinde ilk kez bir araya Çankaya Köşkü'nde
getirecek. Bu aslında 2000 yılında Bill Clinton'ın başarısız kalan Camp
David zirvesinden bu yana İsrail ve Filistin arasındaki en yüksek
düzeydeki temas olacak.
Çankaya'da 13 Kasım'da sabah saatlerindeki üçlü toplantı ardından
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud
Abbas, beraberce TOBB Üniversitesi'ne gidecek ve aynı masa etrafında,
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ev sahipliğinde yemek yiyecekler.
TOBB Üniversitesi sonrasındaki durak, aslında bu iki ortak
etkinlikten de önemli. İsrail ve Filistin devlet başkanları ilk kez
ortak bir çatı altında birbirleri ardına konuşma yapacak, yani
birbirlerini dinleyecekler. Bu çatının Türkiye Büyük Millet Meclisi
olması, Türkiye'nin bölge politikalarında oynadığı rolü gösteriyor
aslında. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın ziyaretinden Suudi
Arabistan Kralı Abdullah'a kadar bölge ülkelerinin liderlerinin
Ankara'da adeta resmi geçit yapması henüz bunu gösteremediyse, Perez ve
Abbas'ın Ankara'da buluşmayı, konuşmayı, aynı yemeği paylaşmayı kabul
etmiş olmaları göstermeli. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile düşe kalka
yürümeye çalışırken Ortadoğu'da yalnızlaşacağını, üstelik Avrupa'da da
etkisini yitireceğini düşünenler yanılıyor. Türkiye, AB ısrarını, AB
içindeki bazı gerici güçlere karşın sürdürürken, Ortadoğu ile
ilişkilerini sıçratmayı bildi.
Yine de Perez ve Abbas'ı Ankara'da bir araya getiren gücün,
siyasetin vaatlerle dolu olan yüzü değil, somut adımlar içeren yüzü
olduğunu görmemiz gerekiyor.
Perez ve Abbas, Ankara'ya bundan bir buçuk yıl önce, 2005 Nisan
ayında TOBB inisiyatifiyle başlatılan Ankara Forumu projesine, nihai
imzayı Gül ile birlikte atmaya geliyorlar. Ankara Forumu, Gazze'de,
çatışmalar nedeniyle harap olmuş Erez sanayi bölgesini TOBB
önderliğinde ve İsrail ve Filistin sanayi ve ticaret odalarıyla
birlikte kurulacak bir şirkete devrederek burada 6 bin kadar
Filistinliye iş ve Filistin ekonomisine kaynak sağlamak, böylece de
siyasi gerginliğin yumuşamasına katklıda bulunmayı amaçlayan bir proje.
Sloganı 'Barış için sanayi'. Şu anda ABD, Rusya, AB ve BM'den oluşan ve
başında eski İngiliz Başbakanı Tony Blair'in bulunduğu Dörtlü
Girişim'in elindeki yegâne somut ve yapılabilir proje.
Siyaset, soyut kavramlar somut adımlarla ifade edilebildiğinde
vücut bulabiliyor. Türkiye'ye bölgesinde güç katan Ankara Forumu
projesi bunun somut örneği. Ankara Forumu ile ortaya çıkan fırsat ve
Türkiye'nin çabasını, ABD ve Irak'la PKK ile yaşanan soruna bakılarak
'Terzi söküğünü dikemez' sözüyle küçümsemek doğru değil. Uluslararası
siyaset bileşik kaplara benziyor çünkü: Bazen size en yakın sütundaki
suyu yükseltmeniz için bir başka sütuna su eklemeniz, katkıda
bulunmanız gerekebiliyor.
Bu projenin gerçekleşmesinde en çok emeği geçenleri şimdi yazmak,
sonra anmaktan daha anlamlı: Gül'ün teşviki ve Hisarcıklıoğlu'nun
sahiplenmesi olmaksızın bu proje gerçekleşemezdi. Fakat projeyi ete
kemiğe büründüren perde arkasında kalmış isimleri saymak gerekir:
TOBB'un düşünce kuruluşu TEPAV'ın müdürü profesör Güven Sak ilk sırada
sayılmalı. Şu anda Dışişleri Müsteşar Yardımcısı olan eski Tel Aviv
Büyükelçisi Feridun Sinirlioğlu, şimdiki Türk Büyükelçisi Namık Tan,
Türkiye'nin Filistin Ekonomi Koordinatörü Vehbi Dinçerler, Filistin'in
Ankara Büyükelçisi Nebil Mahfuz, İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi
Pinhas Avivi ve yenisi Gaby Levy ortaya çıkmakta olan başarılı girişimi
mümkün kıldılar.
* * * * *
Fikret Bila'nın gazetecilik başarısı
Fikret Bila, geçtiğimiz hafta Milliyet'te yayımladığı emekli
komutan söyleşileriyle mesleğinin zirvesinde olduğunu gösterdi. Son
zamanların en çok yankı uyandıran söyleşiler dizisi, hem Bila, hem
Milliyet açısından bir habercilik başarısı oldu.
Söyleşilerin bu kadar yankı uyandırmasının nedeni her biri
döneminin etkin isimleri olmuş, hatta bir darbeye önderlik ederek
devlet başkanlığını almış Kenan Evren gibi komutanların, bugün geriye
bakınca, güçlü oldukları dönemlerdeki fikirlerini yanlış bulmaları.
Üstelik bu yanlışlıklar, ülkenin bugün yaşadığı bazı ağır sorunların doğrudan kaynağı olmuş.
Örneğin, 'Kürt yoktur, karda yürürken kart, kurt ses çıkaran dağ
Türkleri vardır' saçmalığını kitlelere mal eden Evren'in bugün doğu ve
güneydoğuda görev yapan devlet memurlarının Kürtçe bilmesi gerektiğini
söylemesi bir trajedidir. Bir hoşluk değildir, çünkü bu bakış nedeniyle
hayatını kaybeden, ya da ömrünün geri kalanını acılar içinde geçiren
çok sayıda insan vardır. Gerçi Evren 12 Eylül döneminin işkencelerinden
hâlâ pişman görünmüyor ama, Bila'nın yardımıyla ortaya çıkan tablo,
bundan birkaç yıl önce yine Milliyet'te Hasan Cemal'in 'Kürtler'
dizisiyle billurlaşan 'PKK bugünkü haliyle aslında 12 Eylül dönemi
Diyarbakır cezaevinin ürünüdür' tezini güçlendiriyor.
Diziyi okuduktan sonra aklıma şunlar takıldı. Yalnız Evren değil,
o dönem görev yapan bütün yetkililerin görüşlerinin eleştirilmesi bazı
sonuçları göze almayı gerektiriyordu. Eleştirenler çoğu zaman
bölücülerin, teröristlerin değirmenine su taşımakla suçlanıyordu.
Acaba bugün yetkililerin hangi eleştirilmesi sonuçlar göze almayı
gerektiren görüş ve uygulamaları yarın 'Hay Allah, yanlış yapmışız'
söyleşilerinin konusu olacak?
Perez: Türkiye'nin bu girişimi eşsiz
|
|
Şimon Perez bugün Ankara'da olacak.
FOTOĞRAF: DAN BALILTY / AP |
11/11/2007 (766 kişi okudu)
ERDAL GÜVEN
Türkiye, bir yandan Irak'a yönelik sınır ötesi harekâta hazırlanırken bir yandan da Ortadoğu'da barışın inşasına yönelik diplomasi hamlelerini sürdürüyor. Geçen hafta Irak'a komşu ülkelerin temsilcilerini bir araya getirdikten sonra hafta sonu Suudi kralını ağırlayan Ankara, yarından itibaren İsrail ve Filistin devlet başkanlarıyla mesaiye başlıyor.Şimon Peres ve Mahmud Abbas, Ankara'da yalnızca muhataplarıyla ikili görüşmeler yapmayacak. İki lider aynı zamanda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le birlikte Köşk'te bir araya gelecek ve Ortadoğu barışını canlandırmaya yönelik yeni girişimi (Annapolis) ele alacak (Suudi kralıyla görüşmelerde de bu yeni girişim gündemdeydi).
Simgesel açıdan çok daha önemlisi ise iki lider 13 Kasım'da birlikte TBMM'ye gidip birer konuşma yapacak. Ankara böylelikle hem İsrail ve Filistin liderlerine tarihte bir ilke imza attıracak, hem de birbirlerini dinlemeleri için zemin yaratacak.
Abbas'ı bilmem ama Peres'in bugün başlayacak Ankara ziyaretinde en fazla önem verdiği, en fazla heyecan duyduğu bölüm, TBMM'de yapacağı konuşma. Nitekim geçen çarşamba günü Kudüs'teki başkanlık sarayında, Sabah'tan Nur Batur'la birlikte kendisiyle yaptığımız söyleşiye kendi ifadesiyle 'eşi benzeri görülmemiş bu davet'le girdi Peres:
"Türkiye gibi bölgenin önde gelen güçlerinden, nüfusunun çoğunluğu Müslüman bir ülke, Filistin ve İsrail liderlerine ev sahipliği yapıp milli meclisine hitap etme imkânı tanıyor. Bu, Türkiye'nin bölge barışını desteklemenin ötesine geçip barışın inşa edilmesine katkıda bulunduğunu gösteren son derece önemli bir girişim. Türkiye şu mesajı veriyor hepimize: Konuşmak kadar dinlemek de önemli."
Peres, İsrail'de Türkiye'yle ilişkilerin güvenlikten turizme her alanda geliştirilmesini, bir anlamda Türkiye'nin kazanılmasını öteden beri stratejik bir perspektif içerisinde destekleyen, bu uğurda bugün de çabalarını sürdüren politikacaların başında geliyor. Türkiye'yi bölgede ve genel olarak İslam âleminde model olarak gördüğünü, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi mutlaka üye yapması gerektiğini her fırsatta dile getiriyor...
Peres söyleşimizde Türkiye'ye bakışını şöyle özetledi: "Yalnızca ekonomik ya da yalnızca askeri bir güç değil Türkiye. İkisi birden. Aynı zamanda İslam'la modernliğin pekâlâ bağdaşabileceğini, bir insanın hem Allah'a inanıp hem de bilgisayarı kullanabileceğini gösteren örnek bir ülke sizinki. Modernizmin gereği olarak sürekli değişim gösteriyor aynı zamanda. Zaman zaman krizlerle karşılaştığınızı biliyorum. Gayet doğal bu. Çünkü sancı çekmeden değişim olmaz. Türkiye yapısal bir değişimden geçiyor. Siyaset, toplum, ekonomi... Önemli olan, krizlerle yüzleşebilmek ve bu krizlerden fırsatlar çıkarmaya bakmak."
Kriz demişken Türkiye'nin halihazırdaki en sıcak krizi PKK terörüne, Irak'a yönelik olası sınır ötesi harekâtına nasıl baktığını sorduk Peres'e. Ne de olsa topyekûn savaşlardan tutun da intihar saldırılarına kadar her türden 'ateş çemberi'nden geçmiş bir politikacı Peres. Tabii ki teröre prim tanımıyor ama terörle başa çıkmanın tek yolunun askeri önlemlerden geçtiğine ilişkin kuşkuları var İsrail Cumhurbaşkanı'nın:
"Türkiye'nin terörle mücadelede benim tavsiyelerime ihtiyacı bulunduğunu sanmıyorum. Yeterince deneyimi, birikimi var. Ancak şu kadarını söyleyebilirim: Terörle uzlaşmaya varılmaz, şiddetle uzlaşmaya varılmaz. PKK politik değil, terörist bir hareket. Hangi hareket ki teröristtir, demokrasi karşıtıdır, barış karşıtıdır. İsrail, terörizm olgusuna her halükârda açıkça karşı. Ancak çözümün basit olmadığını da biliyoruz. Çok karmaşık bir mücadele. Çünkü organize bir orduyla savaşmıyorsunuz. Bireylerle savaşıyorsunuz. Savaştıkça da işin ne kadar zor olduğunu, ne kadar zaman aldığını anlıyorsunuz. Ne kadar dayanıklı olmanız gerektiğini, ne kadar sağlam bir mideniz olması gerektiğini anlıyorsunuz.
Bizim tecrübemiz şunu gösterir ki bir hamlede alt edebileceğiniz bir şey değil terörizm. Bir vuruşta bitiremezsiniz. Çok sabırlı olmanız gerekir. Sivilleri, masum insanları hedef almamaya azami dikkat etmeniz gerekiyor. Çünkü siz Kürtlere, birleşik Irak'a karşı değilsiniz. Irak'ın parçalanması değil Türkiye'nin amacı. Açıkça söylüyor bunu. Dolayısıyla size karşı savaşmayanları ayırt etmelisiniz. Sizden farklı düşünseler de... Ama öte yandan PKK'nın teröre başvurması kabul edilemez. Sorunlarını ancak politik yoldan, diyalogla çözebilirler..."
Peres Filistin Kurtuluş Örgütü'ne, Yaser Arafat' getiriyor bu noktada sözü: "Biz Arafat'la işe başladığımızda o da anladı ki iki şekilde hareket edemez. Ya o ya o. Ya diyalog ya terör. Ya oturup konuşursunuz ya da silaha başvurup diyalog ortamını dinamitlersiniz."
İsrail Cumhurbaşkanı, gerek ABD gerekse Irak yönetiminin, PKK'ya karşı bir şeyler yapılması gerektiğini anlamaya başladığı görüşünde: "İzleyebildiğim kadarıyla Washington'ın bu konuda Türkiye'ye yönelik yaklaşımı nötrden sempatiye doğru değişiyor. (ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza) Rice'ın Ankara ziyareti de bu çerçevedeydi. Irak yönetimi de PKK'ya göz yumamayacağını daha iyi kavrıyor gün geçtikçe..."
Peki ya Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin tutumu? Mesud Barzani'nin meydan okumaları, bağımsız Kürt devleti yönündeki çıkışları? Irak'ın parçalanma olasılığı? Peres, Kürt liderliğiyle açık bir tartışmaya girmek istemediğini söylüyor; Irak'ın parçalanmasını ise ne Irak'ın ne bölgenin yararına görüyor:
"Irak'ın parçalanmasını isteyen ülke yok. Amerika istemiyor, Türkiye istemiyor. Birçok insan federal ya da konfederal çözümden söz ediyor. Bu zaten Iraklılarca kabul edildi. Buna kulak vermek gerekir. Tüm bunlar politik olarak çözülmeli. Şiddetin yeri olmamalı. Acılar, düşmanlık yaratıyor, yanlış anlamaya yol açıyor, konuyu karmaşıklaştırıyor. Arena şiddetten temizlenirse seçenekler zenginleşir. Anlaşma şansı artar. Irak'ı bir arada tutmak daha iyi. Ayrılmaları imkânsız zaten. Sınırlar konusunda anlaşmaları mümkün olmaz. Yeni sınır haritası, Kürtleri, Türkleri, İranlıları anlaşmazlığa sürükler. Gevşek bir federasyon en iyisi. Çünkü toprağı bölemezsiniz, serveti bölemezsiniz..."
Türkiye-İsrail ilişkilerinin, 1990'ların başından itibaren önce askeri, daha sonra siyasi ve ekonomik düzeyde bölgedeki güç dengelerini etkileyecek ölçüde gelişme gösterdiği malum. Ancak AKP'nin iktidara gelmesiyle Türkiye-İsrail ilişkilerinde gerilemeden söz edilemese bile bir duraksama dönemine girildiği yönünde genel bir kanı var. Peres bu kanıyı paylaşmıyor:
"Türkiye'de hükümet değişti ama Türkiye-İsrail ilişkileri değişmedi. Bu, ilişkilerimizin derinliğini gösterir.
Oportunist bir ilişki değil bizimki. İki ülke Ortadoğu'da birlikte yaşamı savunuyor. Bunu gerçekleştirmek düşündüğümüzden daha uzun sürebilir. Zorlukları aşmamız gerekecek. Ama yola çıkmış bulunuyoruz. Türkiye'nin bu yola baş koymasından çok memnunum. İki ülke de bölgede ekonominin ve güvenliğin itici gücü. Bu gücümüzü barışı pekiştirmek için kullanabiliriz. Birlikte çalışabiliriz. Çalışıyoruz da. TBMM'de konuşacak olmam da bunun en sağlam kanıtı değil mi? Her iki tarafta da eleştiriler olabilir. Normaldir özgür toplumlarda bu.
Ama genel olarak ilişkimiz değişmedi. İlişkilerin temeli değişmedi..."
Peres tam da bu noktada Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün mevcut siyasi konumlarına ilişkin çarpıcı bir analiz yapıyor:
"Erdoğan ve Gül, Türkiye'nin geçmişindeki bir çelişkiyi, Türkiye'nin yeni geleceği için bir açılıma çevirdi. Şu anda bulundukları konumlara farklı bir yoldan geldiler belki ama hiçbir zaman istikametlerini kaybetmediler. Zaten sorun, nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz..."
* * * * *
Ahmedinecad imparatorluk peşinde
Irak'taki Baas rejiminin yıkılması, Ortadoğu'da İsrail'e yönelik
stratejik tehditlerden birini ortadan kaldırmıştı. Ancak İsrail
açısından diğer stratejik tehdit, İran'daki İslam cumhuriyeti giderek
daha fazla tehlike arz ederek varlığını koruyor. İran'ın halihazırda
geliştirmiş bulunduğu uzun menzilli Şihab füzeleri bir yana, İsrail
istihbaratı İran'ın bir yıl içinde nükleer bomba üretebilecek noktaya
gelebileceğini savunuyor (Amerikan istihbaratına göre bu süre üç ila
beş yıl). Peres de hem İsrail'in bekası hem de tüm Ortadoğu'nun
güvenlik ve istikrarı açısından en büyük tehlikenin İran'daki rejim
olduğunu düşünüyor:
"Şu çok açık ki Tahran yönetimi hegemonya kurmak istiyor. İran
bugün imparatorluk peşinde koşan tek ülke. Hem de teokratik, otokratik
bir hegeomonya bu. Atatürk modernizme ulaşmak için hilafeti
kaldırmıştı. Ahmedinecad modernizmi gömüp hilafeti canlandırmak
istiyor. Bu bölge için, dünya için bir felaket olur. Bunun mutlaka
önlenmesi lazım."
İsrail lideri, bir Filistin devletinin kurulabileceğinden hâlâ
umutlu. "Bu devletin kurulmasıyla sınırlar kaçınılmaz olarak yeniden
çizilecek. Hizbullah gibi, Hamas gibi, İran gibi aşırılıkçılar var
tabii. Bunlar barışa karşı savaşıyor. Kan dökülmesi de işleri
zorlaştırıyor. Ancak kan dökülse bile barış süreci ilerleyebilir.
Bugüne kadar ilerleyebildi. Eninde sonunda tüm bu engellerin üstesinden
gelebileceğimize inanıyorum. Unutmamak gerekir ki kısmi bir başarı, tam
bir başarısızlıktan iyidir."
* * * * *
Özal'ın incisi...
Peres anlattı: "Ortadoğu çok karmaşık bir bölge. Cumhurbaşkanı
(Turgut) Özal ki çok bilge bir adamdı, iyi bilirdi bölgenin bu
özelliğini. Bir keresinde kendisine sormuşlar, 'Ortadoğu sorunuyla
neden bu kadar çok ilgileniyorsunuz' diye. Şöyle yanıt vermiş: 'Sorunu
iyi öğrenmem lazım ki günün birinde bir yemeğe davet edildiğimde şunu
önceden bilebileyim: Beni konuk listesine mi koyacaklar yoksa yemek
listesine mi...' Tabii ki biz de hiçbir zaman yemek listesinde yer
almak istemeyiz."
çok tartışılacak ifâdeler
kısa kısa cümleler !!!
Ahmedinecad imparatorluk peşinde
Irak'taki Baas rejiminin yıkılması, Ortadoğu'da İsrail'e yönelik stratejik tehditlerden birini ortadan kaldırmıştı.
Ancak İsrail açısından diğer stratejik tehdit, İran'daki İslam cumhuriyeti giderek daha fazla tehlike arz ederek varlığını koruyor.
İran'ın halihazırda geliştirmiş bulunduğu uzun menzilli Şihab füzeleri bir yana, İsrail istihbaratı İran'ın bir yıl içinde nükleer bomba üretebilecek noktaya
gelebileceğini savunuyor (Amerikan istihbaratına göre bu süre üç ila beş yıl).
Peres de hem İsrail'in bekası hem de tüm Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarı
açısından en büyük tehlikenin İran'daki rejim
olduğunu düşünüyor:
"Şu çok açık ki Tahran yönetimi hegemonya kurmak istiyor.
İran bugün imparatorluk peşinde koşan tek ülke.
Hem de teokratik, otokratik bir hegeomonya bu.
Atatürk modernizme ulaşmak için hilafeti kaldırmıştı.
(HİLÂFET İLE SALATANAT'IN FARKLI OLDUĞUNU BİLMİYORLAR MI ? Kİ KALKMIŞ OLAN SALTANAT'DIR. HİLÂFET DEĞİL.)
Ahmedinecad modernizmi gömüp hilafeti canlandırmak istiyor.
Bu bölge için, dünya için bir felaket olur. Bunun mutlaka
önlenmesi lazım."
İsrail lideri, bir Filistin devletinin kurulabileceğinden hâlâ umutlu.
"Bu devletin kurulmasıyla sınırlar kaçınılmaz olarak yeniden çizilecek.
Hizbullah gibi, Hamas gibi, İran gibi aşırılıkçılar var tabii.
Bunlar barışa karşı savaşıyor.
Kan dökülmesi de işleri zorlaştırıyor.
Ancak kan dökülse bile barış süreci ilerleyebilir.
Bugüne kadar ilerleyebildi.
Eninde sonunda tüm bu engellerin üstesinden gelebileceğimize inanıyorum.
Unutmamak gerekir ki kısmi bir başarı, tam bir başarısızlıktan iyidir."





Bir
terör saldırısı arkasında bir çok acılar bırakır ve bu konuda sayısız
trajik hikayeler yazılabilir ve söylenebilir. Teröre müsamaha
gösterenler eğer Kürt sorunu çözülseydi bu acılar yaşanmazdı diyerek
suçu başka yerlerde arar. Onlara göre dünyanın tek sorunu budur ve
insanları, demokrasinin ve insan haklarının gereği saydıkları bu
problemi anlayanlar ve anlamayanlar olarak ikiye ayırırlar. Nereniz
ağrıyorsa oranın tedavisinin sağlığınıza kavuşturacağını sanırsınız. 

Açılım, hem Kürt, hem Kuzey Irak sorunu
tartışılırken sık sık kullanılan kelimelerden biri: "Açılım yapmak
gerekiyor... Açılım bekliyoruz... Açılım yapmamız için önce silahların
bırakılması gerek..."

Tarihi buluşma için Türkiye'ye ilk gelen İsrail lideri oldu.
Esenboğa Havalimanı'nda Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından karşılanan Şimon Peres'in ilk durağı Anıtkabir oldu.
Başka türlü zengin benim istediğim

