kara fatama ayşe hanım
tayyar râhmiye
kınalı hasan
Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor.
|
11 Kasım 2007 | |||||||||
|
Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor. Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor. Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor. Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor. Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor.
|
||||||||||
Doğru tanımlayalım
Medyamızda PKK dışında bir tartışma konusu pek fazla yer bulmuyor.
Ne olduğu, kimin tarafından
yönetildiği bile doğru dürüst bilinmeyen bir örgüt hayatımızın her
alanını kaplıyor. Çağımızın en üst düzeyi sayılabilecek bir zirvenin
ana konusunu teşkil ettiği düşünülüyor.
**********
muhalefet denenlerin diğer meselelere cevabları var mı ki !!!
|
||||||||||
Şahinlere bir şeyler oluyor
|
11 Kasım 2007 | |||||||||
|
*********************
olan şudur: yeni görev emri aldılar.!!! nerden sorusuna cevab: siz anladınız oları.... |
||||||||||
Deniz Baykal'ın 'Minik Kuşu'
|
11 Kasım 2007 | |||||||||
|
" Ya başına saksı düştü ya da... "
|
||||||||||
| " Ya başına saksı düştü ya da... " | ||||||||||
Deniz Baykal'ın 'Minik Kuşu' Açılım, hem Kürt, hem Kuzey Irak sorunu
tartışılırken sık sık kullanılan kelimelerden biri: "Açılım yapmak
gerekiyor... Açılım bekliyoruz... Açılım yapmamız için önce silahların
bırakılması gerek..." Sözlüktekinin ötesinde anlamı var bu kelimenin: Hükümetin, ordunun ya da muhalefet partilerinin " vuralım " demenin ötesinde, ortaya çözüm önerileri atmasına işaret ediyor. Geçen gün bir arkadaşım, " Baykal'ın açılımı hakkında ne düşünüyorsun" dedi. Ben de, " İki şık var " dedim... " Ya başına saksı düştü ya da... " Bir insan, aniden fikir değişikliğine giderse... Çok farklı şeyler söylemeye başlarsa... "Başına saksı düştü herhalde" deriz. CHP Başkanı Deniz Baykal'ınki de bunu andırıyor.
22 Temmuz seçimlerine gidilirken Kürt sorununa ilişkin dişe dokunur hiçbir şey söylemedi Baykal.
Kuzey Irak hakkında da bildik Ankara tezlerinin ötesine geçmedi.
Sonuç: Kürt vatandaşların yaşadığı illerde, AKP karşısında büyük bir yenilgi aldı.
Bilmiyor muydu böyle olacağını? Tabii ki biliyordu. En azından bölgedeki parti teşkilatı uyarmıştır genel başkanı.
Ama en gerekli zamanda, yani seçim öncesinde sessiz kaldıktan sonra, şimdi "açılım" yapıyor. Niye? Başına saksı mı düştü? Bunu söylemek Baykal gibi tecrübeli bir siyasetçiye haksızlık olur. Peki ne oldu? Baykal'ın "açılımına" baktığınızda Kuzey Irak konusunda, " fazlasıyla somut " öneriler getirdiğini görüyoruz. "Fazlasıyla somut" diyorum çünkü siyasetçiler kendilerine manevra alanı bırakmak için genellikle " muğlak " konuşur. Baykal ise açık konuşuyor. Mesela: Irak'taki Kürt, Arap ve Türkmen gençlerin Türkiye'deki üniversitelerde okutulması... Ilısu Barajı'nın tamamlanması... Habur'a alternatif olarak Ovaköy sınır kapısının açılması... Hele bir de " 20-30 yıl sonrasını düşünerek hareket etmeliyiz " demesi var ki... Genellikle " yarınlar " değil sadece " yarın " veya çok çok " öbür gün " kaygısıyla adım atan siyasetçiden ziyade bir " stratejisti " akla getiriyor. Bu sözlere, bu örneklere bakıyorum da... Baykal'ın, partideki yetkili arkadaşlarıyla oturup bir gelecek tasarımı yaptığını gözümün önüne getiremiyorum: CHP kurmayları büyük bir masanın çevresine oturmuş... Önlerine kocaman bir Ortadoğu haritası açmışlar... Herkesin önünde ilgili oldukları alana ilişkin dosyalar var... Ekip uzun süre tartıştıktan sonra karar veriyor. Ve alınan kararları Baykal, bir "açılım" olarak kamuoyuna sunuyor. " Peki nasıl olmuştur " diye sorarsanız. Belki Baykal ve arkadaşlarının hakkını yemiş olacağım ama... Aklıma gelen sahne başka: Eskiden Genelkurmay semalarında iki tur attıktan sonra Emin Çölaşan'ın masasına konan ' Minik Kuş', bu kez Deniz Baykal'a bir dosya getirmiştir. Baykal ve birkaç kurmayı dosyayı inceler. İçinde kendisinin de uygun, doğru, makul bulduğu birçok öneri vardır. Bunlardan bir kısmını, Türkiye'deki Kürt vatandaşları da yakından ilgilendiren bir " Kuzey Irak açılımı " olarak bizimle paylaşır... Niye mi böyle düşünüyorum? Hatırlarsanız... Ağustos ayında, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Kürtler, Ermeniler ve Aleviler hakkında bazı açıklamalar yaptığında... "Bunlar bilimsel kaygıyla yapılmış açıklamalar değil, belli ki Kürtlerle ilgili bir şeyler olacak" demiştik. Oldu, hem de fazlasıyla oldu! Bakalım Baykal'ınkinden neler çıkacak? |
||||||||||
1980 sonrası Türk hikayeciliği
1980 sonrası Türk hikayeciliğiAlanında uzman 30’u aşkın akademisyen, Ümraniye Belediyesi’nin ev sahipliğinde bir araya gelerek 80 sonrası Türk hikâyesini tartışacak. 2 gün sürecek ‘Hikâyenin Bugünü / Bugünün Hikâyesi’ sempozyumu 19 Ekim’de başlıyor. |
| 16 Ekim 2007 15:18 |
|
Ümraniye Belediyesi, dev bir kültür organizasyonuna daha ev sahipliği yapıyor. Belediyenin düzenleyeceği ‘Hikâyenin Bugünü-Bugünün Hikâyesi / 80 Sonrası Türk Hikâyesi Sempozyumu’nda, 30’u aşkın akademisyen ile alanında tanınmış yazar ve edebiyatçılar Türk hikâyesinin dünü ve bugününü tartışacaklar. İstanbul Üniversitesi’nden Prof Dr. M. Fatih Andı ve Kültür Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ömür Ceylan’ın koordinasyonunda gerçekleştirilecek sempozyum 19–20 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek ve 6 ayrı oturum halinde yapılacak. Akademisyenlerin belirledikleri konu başlıkları altında araştırma ve incelemelerini sunacakları oturum sonlarında, tanınmış 2 hikâyecinin konuk olarak katılacağı söyleşiler yer alacak.
Söyleşilerin ilk günkü konuğu ünlü hikâyeci Rasim Özdenören, ikinci söyleşinin konuğu ise Ferit Edgü olacak. Şimdi de hikâye sanatının günümüzdeki durumunu, oluşturduğu edebi zenginliği, varsa sorunlarını ve açılımlarını ortaya koyacak, bu konularda değerli bilim adamlarımızın ve edebiyatçılarımızın düşüncelerini ve çalışmalarını paylaşacakları Hikâyenin Bugünü-Bugünün Hikâyesi/80 Sonrası Türk Hikâyesi Sempozyumu’na ev sahipliği yapıyoruz. Tüm edebiyatseverleri bu heyecanımıza ortak olmaya çağırıyoruz.’
|
AKP'siz hükümet mi güçlü AKP mi?
AKP'siz hükümet mi güçlü AKP mi?Baykal 4 partili Mecliste başbakanlık rüyası görüyordu, ortamı gerdi. Seçime gidildi ağır yenilgi aldı. Kabullenmedi yine gerilim istiyor. 'Görünmeyen el' yeni seçim mi istiyor ? |
| 03 Ağustos 2007 07:46 |
Taha Kıvanç'ın köşe yazısı Beklenen oldu, ne olacak... Seçimler geçti, ama yaşanan süreçle ilgili tartışmalar yatışacağa benzemiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan iki yakın arkadaşıyla bir araya geldi diye neredeyse yer yerinden oynayacak... Seçim sonucunu değerlendirmek ve yeni dönemle ilgili planlar yapmak için bir araya gelmekte geç bile kaldılar. ANAVATAN lideri Erkan Mumcu ile DP lideri Mehmet Ağar gazete sütunlarından birbirlerine endaht ediyorlar... Hesaplarını gözlerden uzak bir köşede çözseler, eminim, kendileri de çevreleri de rahatlayacak... “22 Temmuz günü Türkiye'de ne oldu?” diye sizler de merak ediyorsanız, zihninize açıklık getirecek iki okuma parçası sunacağım sizlere. Okuyunca hatırlayacağınız iki parça. 30 Nisan 2007 tarihi taşıyan ilk Kulis'i okuyalım: “Kimileri olan-biteni anlamakta zorlanıyor. Ben de zorlananlardanım, ama benim anlayamadığım şey başka: Bugün yaşanan gelişmeler ister istemez bir erken seçimle sonuçlanacak; -iki ay, üç ay veya altı ay sonra- sandık mutlaka ortaya konulacak… Düz veya eğri hangi mantıkla bakarsanız bakınız, Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçilse de, işin içine Rüfailer karıştığı için seçim yapılamasa da, bu süreçten hangi siyasî parti kazançlı çıkar dersiniz… “Ben de sizler gibi düşünüyorum: Evet, muhalif oyların bir miktarını kendine çekme becerisini CHP de gösterecektir, ama işte o kadar; şu sıralarda yaşatılan gerginlik ve cepheleşme ara renkleri ortadan kaldıracağı için daha çok Ak Parti'nin işine yarayacaktır… “Yanılıyor muyum?' diye bilebilecek durumdaki başkalarına da sordum, onlar da geçmişten sayısız örnek vererek 'Doğru düşünüyorsun' dediler… Peki de, onların dediği gerçekse ve ben doğru düşünüyorsam, bu durumda DYP ve ANAP liderleri, özellikle de Erkan Mumcu 'Meclis'e girmeyin' dedi diye oylamaya katılmayan ANAP milletvekilleri, bu davranışlarıyla kendi siyasî sonlarını getirdiklerini nasıl görmezler? “Bir dostum, 'Vaktiyle sık sık yazdığın 2002 seçimiyle ilgili senaryoyu kendin unutmuşsun' dedi bana… Hatırladım. Üçlü koalisyon (DSP, MHP, ANAP) döneminde, önce Rodos'ta Tansu-Özer Çiller çiftiyle 'yeni hükümet' formülü pişiren bir medya patronu, daha sonra Frankfurt'ta 'MHP'yi koalisyon dışı bırakacak' bir projenin düğmesine basmıştı… Bunu gören MHP de 'Erken seçim olmalı' diye bastırdı… “Sonucu biliyoruz: Erken seçimi zorlayan MHP de, onu mandepsiye bastırma hesabındaki DYP ve ANAP da erken seçimle Meclis-dışı kaldılar… “Bugün de böyle bir 'oyun' kokusu alıyorum ben… Bir el, sağı-solu tahrik ederek siyasetin dengelerini değiştirme çabasında; ancak istediği olursa, kullandığı güçler değil de yok etmeyi düşündüğü hissini verdiği (Ak Parti) müthiş kazanacak… (..) “Ekonomik liberalizmin babası Adam Smith, koyduğu esasların bazı boşluklarına işaret ederek sistemin onun öngördüğü biçimde çalışmayacağına dair itiraz edenlere karşı 'görünmeyen el' tezini ileri sürmüştü. 'Siz bilmezsiniz, 'görünmeyen bir el', insanların iradelerini esir alır ve onları böyle davranmaya zorlar' demeye getirerek… “Burada da bir 'görünmeyen el' devrede. Bilesiniz istedim…” 1 Mayıs 2007 tarihli ikinci Kulis: “Şimdi burada durup ülkenin gideceği 'en erken tarihteki bir erken seçim' sonucunun ne olabileceğini düşünelim… Bu işlerden anlayan bir dostum, 'DYP ve ANAP'ın yalpalaması yüzünden sağ seçmenin neredeyse bütünü Ak Parti'ye kayar; yüzde 50'ye bile varabilir oyu' iddiasında. “Adam Smith'in 'görünmeyen eli' ile ABD'nin bir ilintisi yok tabii… Smith klasik anlamda bir Hıristiyan olmasa bile bir Yüce Yaratıcı'nın varlığına inanıyordu. Kaynaklar kendisinin 'dindar' olduğuna dikkat çekiyorlar. Piyasa ekonomisi ve kapitalizmin işleyişine dair tezlerinde inancından etkilendiği anlaşılıyor. Tezinde ileri sürdüğü 'görünmeyen el', birçok yorumcu tarafından, 'Allah'ın müdahalesi' olarak da yorumlanmakta… “Burada 2002'yi hatırlamakta yarar var. Önce ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı koltuğunda oturan Kemal Derviş'in durduk yerde 'Erken seçim gerekir' dediği işitildi. Ardından, DYP ile ANAP yetkililerinin gizlice buluşup MHP'siz bir koalisyon pazarlığı başlattığı kulaklara geldi. Bir medya patronu da devredeydi; Tansu-Özer Çiller'le Rodos'ta, diğer sağ politikacılarla Frankfurt'ta konuyu görüştü. Kendisine karşı komplo hazırlandığı kanaatine varan MHP lideri Devlet Bahçeli '3 Kasım'da seçim olsun' demeye başladı… “CHP lideri Deniz Baykal'ın 'Seçimden sonra oluşacak dört partili Meclis'te başbakan olurum' rüyası gördüğü günler… Bir 'görünmeyen el' müdahale etti, yapılan erken seçimden Ak Parti hükümet olarak çıktı. “Görünmeyen el' bu defa Ak Partisiz bir hükümet için mi, yoksa yüzde 50 oyla liderini Çankaya'ya çıkarabilecek güce kavuşmuş bir Ak Parti için mi müdahale ediyor dersiniz? Ha, ne dersiniz?”
Her şey aylar önceden bu denli açıktı. |
Türkiye Tarihi Buluşmanın Ev Sahibi
Suudilerle işbirliği bildirisine imza
|
Suudilerle işbirliği bildirisine imza
ANKARA - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
tarafından önceki gün havaalanında karşılanıp Devlet Şeref Madalyası
takılan Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz El Suud'un dün
Swiss Otel'de Başbakan Tayyip Erdoğan'la görüşmesine Gül de katıldı.
Abdullah ile Erdoğan arasındaki 35 dakikalık görüşmenin ardından Gül'ün
de katılımıyla yarım saatlik üçlü görüşme yapıldı. Abdullah'ı
havaalanında yolcu etmek de Erdoğan'a nasip oldu.
Teröre karşı işbirliği ve yatırımlar artacak
|





Bir
terör saldırısı arkasında bir çok acılar bırakır ve bu konuda sayısız
trajik hikayeler yazılabilir ve söylenebilir. Teröre müsamaha
gösterenler eğer Kürt sorunu çözülseydi bu acılar yaşanmazdı diyerek
suçu başka yerlerde arar. Onlara göre dünyanın tek sorunu budur ve
insanları, demokrasinin ve insan haklarının gereği saydıkları bu
problemi anlayanlar ve anlamayanlar olarak ikiye ayırırlar. Nereniz
ağrıyorsa oranın tedavisinin sağlığınıza kavuşturacağını sanırsınız. 

Açılım, hem Kürt, hem Kuzey Irak sorunu
tartışılırken sık sık kullanılan kelimelerden biri: "Açılım yapmak
gerekiyor... Açılım bekliyoruz... Açılım yapmamız için önce silahların
bırakılması gerek..."

Tarihi buluşma için Türkiye'ye ilk gelen İsrail lideri oldu.
Esenboğa Havalimanı'nda Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından karşılanan Şimon Peres'in ilk durağı Anıtkabir oldu.

