Büyük buluşma Murat Yetkin
İsrail ve Filistin devlet başkanları tarihte ilk kez Ankara'da aynı parlamentoda birbirlerini dinleyecek ve aynı masaya oturacak
11/11/2007 (1129 kişi okudu)
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yarın Ankara'da
İsrail ve Filistin devlet başkanlarını aynı gün ağırlamakla kalmayacak.
Ortadoğu barış sürecine yeni bir başlangıç zeminin aranacağı Annapolis
(ABD) toplantılarından 15-20 gün kadar önce, İsrail ve Filistin devlet
başkanlarını tarihlerinde ilk kez bir araya Çankaya Köşkü'nde
getirecek. Bu aslında 2000 yılında Bill Clinton'ın başarısız kalan Camp
David zirvesinden bu yana İsrail ve Filistin arasındaki en yüksek
düzeydeki temas olacak.
Çankaya'da 13 Kasım'da sabah saatlerindeki üçlü toplantı ardından
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud
Abbas, beraberce TOBB Üniversitesi'ne gidecek ve aynı masa etrafında,
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ev sahipliğinde yemek yiyecekler.
TOBB Üniversitesi sonrasındaki durak, aslında bu iki ortak
etkinlikten de önemli. İsrail ve Filistin devlet başkanları ilk kez
ortak bir çatı altında birbirleri ardına konuşma yapacak, yani
birbirlerini dinleyecekler. Bu çatının Türkiye Büyük Millet Meclisi
olması, Türkiye'nin bölge politikalarında oynadığı rolü gösteriyor
aslında. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın ziyaretinden Suudi
Arabistan Kralı Abdullah'a kadar bölge ülkelerinin liderlerinin
Ankara'da adeta resmi geçit yapması henüz bunu gösteremediyse, Perez ve
Abbas'ın Ankara'da buluşmayı, konuşmayı, aynı yemeği paylaşmayı kabul
etmiş olmaları göstermeli. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile düşe kalka
yürümeye çalışırken Ortadoğu'da yalnızlaşacağını, üstelik Avrupa'da da
etkisini yitireceğini düşünenler yanılıyor. Türkiye, AB ısrarını, AB
içindeki bazı gerici güçlere karşın sürdürürken, Ortadoğu ile
ilişkilerini sıçratmayı bildi.
Yine de Perez ve Abbas'ı Ankara'da bir araya getiren gücün,
siyasetin vaatlerle dolu olan yüzü değil, somut adımlar içeren yüzü
olduğunu görmemiz gerekiyor.
Perez ve Abbas, Ankara'ya bundan bir buçuk yıl önce, 2005 Nisan
ayında TOBB inisiyatifiyle başlatılan Ankara Forumu projesine, nihai
imzayı Gül ile birlikte atmaya geliyorlar. Ankara Forumu, Gazze'de,
çatışmalar nedeniyle harap olmuş Erez sanayi bölgesini TOBB
önderliğinde ve İsrail ve Filistin sanayi ve ticaret odalarıyla
birlikte kurulacak bir şirkete devrederek burada 6 bin kadar
Filistinliye iş ve Filistin ekonomisine kaynak sağlamak, böylece de
siyasi gerginliğin yumuşamasına katklıda bulunmayı amaçlayan bir proje.
Sloganı 'Barış için sanayi'. Şu anda ABD, Rusya, AB ve BM'den oluşan ve
başında eski İngiliz Başbakanı Tony Blair'in bulunduğu Dörtlü
Girişim'in elindeki yegâne somut ve yapılabilir proje.
Siyaset, soyut kavramlar somut adımlarla ifade edilebildiğinde
vücut bulabiliyor. Türkiye'ye bölgesinde güç katan Ankara Forumu
projesi bunun somut örneği. Ankara Forumu ile ortaya çıkan fırsat ve
Türkiye'nin çabasını, ABD ve Irak'la PKK ile yaşanan soruna bakılarak
'Terzi söküğünü dikemez' sözüyle küçümsemek doğru değil. Uluslararası
siyaset bileşik kaplara benziyor çünkü: Bazen size en yakın sütundaki
suyu yükseltmeniz için bir başka sütuna su eklemeniz, katkıda
bulunmanız gerekebiliyor.
Bu projenin gerçekleşmesinde en çok emeği geçenleri şimdi yazmak,
sonra anmaktan daha anlamlı: Gül'ün teşviki ve Hisarcıklıoğlu'nun
sahiplenmesi olmaksızın bu proje gerçekleşemezdi. Fakat projeyi ete
kemiğe büründüren perde arkasında kalmış isimleri saymak gerekir:
TOBB'un düşünce kuruluşu TEPAV'ın müdürü profesör Güven Sak ilk sırada
sayılmalı. Şu anda Dışişleri Müsteşar Yardımcısı olan eski Tel Aviv
Büyükelçisi Feridun Sinirlioğlu, şimdiki Türk Büyükelçisi Namık Tan,
Türkiye'nin Filistin Ekonomi Koordinatörü Vehbi Dinçerler, Filistin'in
Ankara Büyükelçisi Nebil Mahfuz, İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi
Pinhas Avivi ve yenisi Gaby Levy ortaya çıkmakta olan başarılı girişimi
mümkün kıldılar.
* * * * *
Fikret Bila'nın gazetecilik başarısı
Fikret Bila, geçtiğimiz hafta Milliyet'te yayımladığı emekli
komutan söyleşileriyle mesleğinin zirvesinde olduğunu gösterdi. Son
zamanların en çok yankı uyandıran söyleşiler dizisi, hem Bila, hem
Milliyet açısından bir habercilik başarısı oldu.
Söyleşilerin bu kadar yankı uyandırmasının nedeni her biri
döneminin etkin isimleri olmuş, hatta bir darbeye önderlik ederek
devlet başkanlığını almış Kenan Evren gibi komutanların, bugün geriye
bakınca, güçlü oldukları dönemlerdeki fikirlerini yanlış bulmaları.
Üstelik bu yanlışlıklar, ülkenin bugün yaşadığı bazı ağır sorunların doğrudan kaynağı olmuş.
Örneğin, 'Kürt yoktur, karda yürürken kart, kurt ses çıkaran dağ
Türkleri vardır' saçmalığını kitlelere mal eden Evren'in bugün doğu ve
güneydoğuda görev yapan devlet memurlarının Kürtçe bilmesi gerektiğini
söylemesi bir trajedidir. Bir hoşluk değildir, çünkü bu bakış nedeniyle
hayatını kaybeden, ya da ömrünün geri kalanını acılar içinde geçiren
çok sayıda insan vardır. Gerçi Evren 12 Eylül döneminin işkencelerinden
hâlâ pişman görünmüyor ama, Bila'nın yardımıyla ortaya çıkan tablo,
bundan birkaç yıl önce yine Milliyet'te Hasan Cemal'in 'Kürtler'
dizisiyle billurlaşan 'PKK bugünkü haliyle aslında 12 Eylül dönemi
Diyarbakır cezaevinin ürünüdür' tezini güçlendiriyor.
Diziyi okuduktan sonra aklıma şunlar takıldı. Yalnız Evren değil,
o dönem görev yapan bütün yetkililerin görüşlerinin eleştirilmesi bazı
sonuçları göze almayı gerektiriyordu. Eleştirenler çoğu zaman
bölücülerin, teröristlerin değirmenine su taşımakla suçlanıyordu.
Acaba bugün yetkililerin hangi eleştirilmesi sonuçlar göze almayı
gerektiren görüş ve uygulamaları yarın 'Hay Allah, yanlış yapmışız'
söyleşilerinin konusu olacak?





