Perez: Türkiye'nin bu girişimi eşsiz
|
|
Şimon Perez bugün Ankara'da olacak.
FOTOĞRAF: DAN BALILTY / AP |
11/11/2007 (766 kişi okudu)
ERDAL GÜVEN
Türkiye, bir yandan Irak'a yönelik sınır ötesi harekâta hazırlanırken bir yandan da Ortadoğu'da barışın inşasına yönelik diplomasi hamlelerini sürdürüyor. Geçen hafta Irak'a komşu ülkelerin temsilcilerini bir araya getirdikten sonra hafta sonu Suudi kralını ağırlayan Ankara, yarından itibaren İsrail ve Filistin devlet başkanlarıyla mesaiye başlıyor.Şimon Peres ve Mahmud Abbas, Ankara'da yalnızca muhataplarıyla ikili görüşmeler yapmayacak. İki lider aynı zamanda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le birlikte Köşk'te bir araya gelecek ve Ortadoğu barışını canlandırmaya yönelik yeni girişimi (Annapolis) ele alacak (Suudi kralıyla görüşmelerde de bu yeni girişim gündemdeydi).
Simgesel açıdan çok daha önemlisi ise iki lider 13 Kasım'da birlikte TBMM'ye gidip birer konuşma yapacak. Ankara böylelikle hem İsrail ve Filistin liderlerine tarihte bir ilke imza attıracak, hem de birbirlerini dinlemeleri için zemin yaratacak.
Abbas'ı bilmem ama Peres'in bugün başlayacak Ankara ziyaretinde en fazla önem verdiği, en fazla heyecan duyduğu bölüm, TBMM'de yapacağı konuşma. Nitekim geçen çarşamba günü Kudüs'teki başkanlık sarayında, Sabah'tan Nur Batur'la birlikte kendisiyle yaptığımız söyleşiye kendi ifadesiyle 'eşi benzeri görülmemiş bu davet'le girdi Peres:
"Türkiye gibi bölgenin önde gelen güçlerinden, nüfusunun çoğunluğu Müslüman bir ülke, Filistin ve İsrail liderlerine ev sahipliği yapıp milli meclisine hitap etme imkânı tanıyor. Bu, Türkiye'nin bölge barışını desteklemenin ötesine geçip barışın inşa edilmesine katkıda bulunduğunu gösteren son derece önemli bir girişim. Türkiye şu mesajı veriyor hepimize: Konuşmak kadar dinlemek de önemli."
Peres, İsrail'de Türkiye'yle ilişkilerin güvenlikten turizme her alanda geliştirilmesini, bir anlamda Türkiye'nin kazanılmasını öteden beri stratejik bir perspektif içerisinde destekleyen, bu uğurda bugün de çabalarını sürdüren politikacaların başında geliyor. Türkiye'yi bölgede ve genel olarak İslam âleminde model olarak gördüğünü, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi mutlaka üye yapması gerektiğini her fırsatta dile getiriyor...
Peres söyleşimizde Türkiye'ye bakışını şöyle özetledi: "Yalnızca ekonomik ya da yalnızca askeri bir güç değil Türkiye. İkisi birden. Aynı zamanda İslam'la modernliğin pekâlâ bağdaşabileceğini, bir insanın hem Allah'a inanıp hem de bilgisayarı kullanabileceğini gösteren örnek bir ülke sizinki. Modernizmin gereği olarak sürekli değişim gösteriyor aynı zamanda. Zaman zaman krizlerle karşılaştığınızı biliyorum. Gayet doğal bu. Çünkü sancı çekmeden değişim olmaz. Türkiye yapısal bir değişimden geçiyor. Siyaset, toplum, ekonomi... Önemli olan, krizlerle yüzleşebilmek ve bu krizlerden fırsatlar çıkarmaya bakmak."
Kriz demişken Türkiye'nin halihazırdaki en sıcak krizi PKK terörüne, Irak'a yönelik olası sınır ötesi harekâtına nasıl baktığını sorduk Peres'e. Ne de olsa topyekûn savaşlardan tutun da intihar saldırılarına kadar her türden 'ateş çemberi'nden geçmiş bir politikacı Peres. Tabii ki teröre prim tanımıyor ama terörle başa çıkmanın tek yolunun askeri önlemlerden geçtiğine ilişkin kuşkuları var İsrail Cumhurbaşkanı'nın:
"Türkiye'nin terörle mücadelede benim tavsiyelerime ihtiyacı bulunduğunu sanmıyorum. Yeterince deneyimi, birikimi var. Ancak şu kadarını söyleyebilirim: Terörle uzlaşmaya varılmaz, şiddetle uzlaşmaya varılmaz. PKK politik değil, terörist bir hareket. Hangi hareket ki teröristtir, demokrasi karşıtıdır, barış karşıtıdır. İsrail, terörizm olgusuna her halükârda açıkça karşı. Ancak çözümün basit olmadığını da biliyoruz. Çok karmaşık bir mücadele. Çünkü organize bir orduyla savaşmıyorsunuz. Bireylerle savaşıyorsunuz. Savaştıkça da işin ne kadar zor olduğunu, ne kadar zaman aldığını anlıyorsunuz. Ne kadar dayanıklı olmanız gerektiğini, ne kadar sağlam bir mideniz olması gerektiğini anlıyorsunuz.
Bizim tecrübemiz şunu gösterir ki bir hamlede alt edebileceğiniz bir şey değil terörizm. Bir vuruşta bitiremezsiniz. Çok sabırlı olmanız gerekir. Sivilleri, masum insanları hedef almamaya azami dikkat etmeniz gerekiyor. Çünkü siz Kürtlere, birleşik Irak'a karşı değilsiniz. Irak'ın parçalanması değil Türkiye'nin amacı. Açıkça söylüyor bunu. Dolayısıyla size karşı savaşmayanları ayırt etmelisiniz. Sizden farklı düşünseler de... Ama öte yandan PKK'nın teröre başvurması kabul edilemez. Sorunlarını ancak politik yoldan, diyalogla çözebilirler..."
Peres Filistin Kurtuluş Örgütü'ne, Yaser Arafat' getiriyor bu noktada sözü: "Biz Arafat'la işe başladığımızda o da anladı ki iki şekilde hareket edemez. Ya o ya o. Ya diyalog ya terör. Ya oturup konuşursunuz ya da silaha başvurup diyalog ortamını dinamitlersiniz."
İsrail Cumhurbaşkanı, gerek ABD gerekse Irak yönetiminin, PKK'ya karşı bir şeyler yapılması gerektiğini anlamaya başladığı görüşünde: "İzleyebildiğim kadarıyla Washington'ın bu konuda Türkiye'ye yönelik yaklaşımı nötrden sempatiye doğru değişiyor. (ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza) Rice'ın Ankara ziyareti de bu çerçevedeydi. Irak yönetimi de PKK'ya göz yumamayacağını daha iyi kavrıyor gün geçtikçe..."
Peki ya Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin tutumu? Mesud Barzani'nin meydan okumaları, bağımsız Kürt devleti yönündeki çıkışları? Irak'ın parçalanma olasılığı? Peres, Kürt liderliğiyle açık bir tartışmaya girmek istemediğini söylüyor; Irak'ın parçalanmasını ise ne Irak'ın ne bölgenin yararına görüyor:
"Irak'ın parçalanmasını isteyen ülke yok. Amerika istemiyor, Türkiye istemiyor. Birçok insan federal ya da konfederal çözümden söz ediyor. Bu zaten Iraklılarca kabul edildi. Buna kulak vermek gerekir. Tüm bunlar politik olarak çözülmeli. Şiddetin yeri olmamalı. Acılar, düşmanlık yaratıyor, yanlış anlamaya yol açıyor, konuyu karmaşıklaştırıyor. Arena şiddetten temizlenirse seçenekler zenginleşir. Anlaşma şansı artar. Irak'ı bir arada tutmak daha iyi. Ayrılmaları imkânsız zaten. Sınırlar konusunda anlaşmaları mümkün olmaz. Yeni sınır haritası, Kürtleri, Türkleri, İranlıları anlaşmazlığa sürükler. Gevşek bir federasyon en iyisi. Çünkü toprağı bölemezsiniz, serveti bölemezsiniz..."
Türkiye-İsrail ilişkilerinin, 1990'ların başından itibaren önce askeri, daha sonra siyasi ve ekonomik düzeyde bölgedeki güç dengelerini etkileyecek ölçüde gelişme gösterdiği malum. Ancak AKP'nin iktidara gelmesiyle Türkiye-İsrail ilişkilerinde gerilemeden söz edilemese bile bir duraksama dönemine girildiği yönünde genel bir kanı var. Peres bu kanıyı paylaşmıyor:
"Türkiye'de hükümet değişti ama Türkiye-İsrail ilişkileri değişmedi. Bu, ilişkilerimizin derinliğini gösterir.
Oportunist bir ilişki değil bizimki. İki ülke Ortadoğu'da birlikte yaşamı savunuyor. Bunu gerçekleştirmek düşündüğümüzden daha uzun sürebilir. Zorlukları aşmamız gerekecek. Ama yola çıkmış bulunuyoruz. Türkiye'nin bu yola baş koymasından çok memnunum. İki ülke de bölgede ekonominin ve güvenliğin itici gücü. Bu gücümüzü barışı pekiştirmek için kullanabiliriz. Birlikte çalışabiliriz. Çalışıyoruz da. TBMM'de konuşacak olmam da bunun en sağlam kanıtı değil mi? Her iki tarafta da eleştiriler olabilir. Normaldir özgür toplumlarda bu.
Ama genel olarak ilişkimiz değişmedi. İlişkilerin temeli değişmedi..."
Peres tam da bu noktada Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün mevcut siyasi konumlarına ilişkin çarpıcı bir analiz yapıyor:
"Erdoğan ve Gül, Türkiye'nin geçmişindeki bir çelişkiyi, Türkiye'nin yeni geleceği için bir açılıma çevirdi. Şu anda bulundukları konumlara farklı bir yoldan geldiler belki ama hiçbir zaman istikametlerini kaybetmediler. Zaten sorun, nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz..."
* * * * *
Ahmedinecad imparatorluk peşinde
Irak'taki Baas rejiminin yıkılması, Ortadoğu'da İsrail'e yönelik
stratejik tehditlerden birini ortadan kaldırmıştı. Ancak İsrail
açısından diğer stratejik tehdit, İran'daki İslam cumhuriyeti giderek
daha fazla tehlike arz ederek varlığını koruyor. İran'ın halihazırda
geliştirmiş bulunduğu uzun menzilli Şihab füzeleri bir yana, İsrail
istihbaratı İran'ın bir yıl içinde nükleer bomba üretebilecek noktaya
gelebileceğini savunuyor (Amerikan istihbaratına göre bu süre üç ila
beş yıl). Peres de hem İsrail'in bekası hem de tüm Ortadoğu'nun
güvenlik ve istikrarı açısından en büyük tehlikenin İran'daki rejim
olduğunu düşünüyor:
"Şu çok açık ki Tahran yönetimi hegemonya kurmak istiyor. İran
bugün imparatorluk peşinde koşan tek ülke. Hem de teokratik, otokratik
bir hegeomonya bu. Atatürk modernizme ulaşmak için hilafeti
kaldırmıştı. Ahmedinecad modernizmi gömüp hilafeti canlandırmak
istiyor. Bu bölge için, dünya için bir felaket olur. Bunun mutlaka
önlenmesi lazım."
İsrail lideri, bir Filistin devletinin kurulabileceğinden hâlâ
umutlu. "Bu devletin kurulmasıyla sınırlar kaçınılmaz olarak yeniden
çizilecek. Hizbullah gibi, Hamas gibi, İran gibi aşırılıkçılar var
tabii. Bunlar barışa karşı savaşıyor. Kan dökülmesi de işleri
zorlaştırıyor. Ancak kan dökülse bile barış süreci ilerleyebilir.
Bugüne kadar ilerleyebildi. Eninde sonunda tüm bu engellerin üstesinden
gelebileceğimize inanıyorum. Unutmamak gerekir ki kısmi bir başarı, tam
bir başarısızlıktan iyidir."
* * * * *
Özal'ın incisi...
Peres anlattı: "Ortadoğu çok karmaşık bir bölge. Cumhurbaşkanı
(Turgut) Özal ki çok bilge bir adamdı, iyi bilirdi bölgenin bu
özelliğini. Bir keresinde kendisine sormuşlar, 'Ortadoğu sorunuyla
neden bu kadar çok ilgileniyorsunuz' diye. Şöyle yanıt vermiş: 'Sorunu
iyi öğrenmem lazım ki günün birinde bir yemeğe davet edildiğimde şunu
önceden bilebileyim: Beni konuk listesine mi koyacaklar yoksa yemek
listesine mi...' Tabii ki biz de hiçbir zaman yemek listesinde yer
almak istemeyiz."
çok tartışılacak ifâdeler
kısa kısa cümleler !!!
Ahmedinecad imparatorluk peşinde
Irak'taki Baas rejiminin yıkılması, Ortadoğu'da İsrail'e yönelik stratejik tehditlerden birini ortadan kaldırmıştı.
Ancak İsrail açısından diğer stratejik tehdit, İran'daki İslam cumhuriyeti giderek daha fazla tehlike arz ederek varlığını koruyor.
İran'ın halihazırda geliştirmiş bulunduğu uzun menzilli Şihab füzeleri bir yana, İsrail istihbaratı İran'ın bir yıl içinde nükleer bomba üretebilecek noktaya
gelebileceğini savunuyor (Amerikan istihbaratına göre bu süre üç ila beş yıl).
Peres de hem İsrail'in bekası hem de tüm Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarı
açısından en büyük tehlikenin İran'daki rejim
olduğunu düşünüyor:
"Şu çok açık ki Tahran yönetimi hegemonya kurmak istiyor.
İran bugün imparatorluk peşinde koşan tek ülke.
Hem de teokratik, otokratik bir hegeomonya bu.
Atatürk modernizme ulaşmak için hilafeti kaldırmıştı.
(HİLÂFET İLE SALATANAT'IN FARKLI OLDUĞUNU BİLMİYORLAR MI ? Kİ KALKMIŞ OLAN SALTANAT'DIR. HİLÂFET DEĞİL.)
Ahmedinecad modernizmi gömüp hilafeti canlandırmak istiyor.
Bu bölge için, dünya için bir felaket olur. Bunun mutlaka
önlenmesi lazım."
İsrail lideri, bir Filistin devletinin kurulabileceğinden hâlâ umutlu.
"Bu devletin kurulmasıyla sınırlar kaçınılmaz olarak yeniden çizilecek.
Hizbullah gibi, Hamas gibi, İran gibi aşırılıkçılar var tabii.
Bunlar barışa karşı savaşıyor.
Kan dökülmesi de işleri zorlaştırıyor.
Ancak kan dökülse bile barış süreci ilerleyebilir.
Bugüne kadar ilerleyebildi.
Eninde sonunda tüm bu engellerin üstesinden gelebileceğimize inanıyorum.
Unutmamak gerekir ki kısmi bir başarı, tam bir başarısızlıktan iyidir."





